5.12.17

bugün bir fenalık geçirmecesi. her şeyi siliyorsun da bazı şeyleri silmiyorsun unutmaman gerektiğini düşünüyorsun birden karşına çıkıyor, çok saçma. acayip saçma. uykumu getiriyor.
şiir acı çekerken yazılmıyor ya da ne acılar çekilince yazılmıyor. siktirin gidin ordan. böyle bir mantık olabilir mi? geçen biri "dertler sik gibidir, herkes en büyüğünün kendinde olduğunu düşünür" dedi. çok komik ve gerçekti.
eve gideceğim. anathemanın da ağzına sıçayım.
artık bu blogun geçmiş kısmında hangi anıların yer aldığı kısmı beni korkutmaya başladı.
bazı şeyler çok geçmişte kaldı.
sadece karar vermek güç. insanları siliyorsun, fotoğrafları siliyorsun filan işte. ama her şey sana ait, biliyorsun. üç beş şey kalıyor silsen mi onları da bilemiyorsun.
bazı şeyler canımı çok acıtıyor. yerin dibi gelse ne hoş olur diyorum bazen. allah belasını versin bazı şeylerin. kahrolmak kenarda durabilir.
hınca hınç dolu bi meydanda yaz sıcağından bunalmış evi binlerce km uzakta yapayalnız gibi hissediyorum, fakat gerçekte uzaktan yakından alakası yok.
şimdi bunu da yayınlayamayalım, kendimize kalsın bakalım. bir gün rumuzlu kitap yapıcam.

feci uzun bir gün akşamında

dördüncü güne filan geçtiğimi düşünüyorum ama hala aynı gündeyiz. bugün dünya yavaş dönüyor gibi geliyor. happily married to her job.
siktiğimin depresyonu girecek delik arıyor. kaptan sağa çek, ya da çekme zira sağ neresi kaybettik hep beraber.
şu işe gelememe gelince gidememe diyalektiği nasıl son bulur?
odaklanma sorunu yaşıyorum.
hiçbir işi bitiremiyorum ve bitiremedikçe işlerin sayısı yükseliyor haliyle.
kimseler görmeden yar oy
gönülden gönüle
gizli gizli
paslı iğne yürür kalbe
bok.

28.11.17

ve saire

Dönüp bakıyoruz geçmiş olanda izlerimizi arıyoruz ama çok gülüyoruz ha çok ağlanacak şeylere çok gülüyoruz komik olan komik olsa gülerdik.

Bazı yazarlara hayatımın sonuna dek hayran olacağım, Demirhan Tanık vardı ona noldu? Paris'e okumaya gidip büyük girişimci olmuş thanks to Google. Halbuki güzel yazardı.
Zaten Salinger da ölmüş şu hayatta hikayesini dinleyecek kaç kişi kaldı;?
Bazen Muse>Placebo şimdi ne yalan söyleyeyim. Ben gitmem ama idealizm öldü çok oldu yedik onu biz sonra gömdük.

Bazen Büyükpark'taki çimenlerde oturursun ama başka başka zamanlarda başka başka insanlarla bazen de yalnız. İşte öyle bir şey.

Ne Semiha beni tanır ne ben semi ha.
Asla sensiz yapamamcılığın fanları fanzin çıkarsa çok satardı. Yine de ben uzun süreli düşünemiyorum, olmuyor. O yüzden eve gidip Ufak Tefek Cinayetler izleyerek düşünebilenleri takdir edeceğim.

Bavul, Davul, Savrul gibi şeyler okumuyorum, popolarizme karşıyım. Zaten Leman'da da çok kötü paçanga böreği yapıyorlar, o kadar olsun.

Ben hep İzmirizm sen İstanbul'un iki yakasına bir köprü daha inşaa et. Belki böylece yükselir cehapeli teyzeler. Yükselir de arşa değer belki başın, belki de değmez. Neticede boy 1,59 60 bile değil.


Ne bohemdik biz Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı diye çalan okul zilimiz de bunun kötü bir taçlandırıcısıydı. Halbuki umarsızca sigara içip bilmem kaç yıllık Fransız şarabını küfrederek içecek ortam bulsak korkar kaçardık, gençlik işte.


Osman Aga neden sabahara dayanamıyorsa bana da aynısından barmen. Herkesin yüklenme kapasitesi farklı sonuç itibariyle, ya da söz konusu olan itibardır, meseleyi çok anlayamadım.



itibarsızlaştıramadıklarımızdan mısınız? En uzun eksiz kelime Çekoslavakya mı şu koca dilde? Abdurrahman da 11 harfli ama kimse Abdurrahmanlaştıramadıklarımızdan mısınız demiyor. Bu Abdurrahmanlara yapılan bir ayıp ve komplo teorisidir desek de bir harfle bu savaşı kaybettiğini ama aslında çeklerle slovakların hükmen malup olduğunu da iddia edebileceklerini söylememiz de yanlış olmaz.


bunun gibi şeyler.

18.10.17

Yavaş Yavaş Eriyorduk ve Trenler Mazgallarda İlerliyordu

50-60 kişilik sınıfa ders anlatmak.
Ha bir dosta mektup yazmışsın ha blog yazmışsın aynı derecede cevap alıyorsun.
Soruyorsun, cevap yok, soruyorsun, cevap yok. Maddenin yapı taşını sorduğun filan yok ha, yetkinlik yeterlilik yetenek beceri, kavramları sizce nedir? Soru bu. Yanlış, saçma, tuhaf, komik olabilir, önemli değil, beraber düzeltir beraber güleriz diyorsun, cevap yok. Tamam bunu bırakıp ne konuşmak isterseniz onu konuşalım, bir sorun mu var? diye soruyorsun cevap yok. 50-60 kişi sadece bakıyor. Hasta olduğunuz için mi? Son bahar günlerini sınıfta geçirdiğiniz için mi? Asistan olduğum için mi? Sevgilinizden mi ayrıldınız? Evde çamaşırlar yıkanacaktı o mu kaldı? Yok. Ne evet ne hayır. Babamın dediği gibi "Duvara anlatsam en azından yankı yapar." Diyorum ki, kendini anlatabilme yeteneği sizde yok sanırım, çıkıp da hocam sen ne diyorsun diyen bile yok.
Bütün bu yokluk içinde bu kişilere herhangi bir şey anlatma ve öğretme isteği içimde hiç mi hiç yok. Böyle bir sistemde insanın kendini ilerletmesi, bir kitap daha okuması, bir resim daha yapması, kendini müzikle, dansla ifade etmesi ancak kendini eğlendirir. Daha fazla farkındalık, daha fazla insanla kesişme, daha fazla görme, daha fazla duyma ancak benim için daha fazla öfke ve öfke ve hayal kırıklığından ibaret.
Ay lav evribadi.