12.2.11

Gradiva

Bir gün Gradiva'dan bahsedeceğimi yazmıştım. Kitabın özeti meğer şuymuş:

Bir gün daha uzun söz etmek üzre...

6.2.11

ortaya karışık

orhan pamuk sessiz ev'de piknik yapmaktan söz ettiğinde, ben, eski günleri özledim. ve baharı özledim. hava bahar gibiydi bugün ama ben yorgun hissediyorum.
odamdaki kitaplara bakınca kendimi garip hissediyorum. bunların olsa olsa yarısını okudum ben. son yıllarda hiç okuyasım yok. bir tek carmen'i doğru düzgün bitirdim herhalde.
ben yine bahar günlerinde kampüste yalnız dolaşmaktan sıkıldığım ama kimseyi de gözümün göresi olmadığı, ne istediğimi bilmediğim özetle, anları özledim. bir insana yorgunluk çökmesi kadar kolay ne olabilir ki?
eski mektuplara bakıyorum. okumayacağım. yeni bir mektup gelse heyecanlanacağım bir gerçek ama arkasının aylar sonra geleceğini bildiğimden kanmıyorum.
pırasa aldım. güzelinden almışım. annem beğendi. annem beğendiyse güzeldir. şu hayatta yapabildiğim en güzel şeyin makarna bile değil sadece ve sadece kek olması da ayrı tuhaf. ya da değil. bilemedim.
bence depresyona girmemek girmekten daha zor bir şey. çılgın gibi efor gerektren br şey hatta. hayat boyu depresyona girmeyen her bir insana öbür dünyada şeref madalyası filan verilmeli.
bugün de ne dizi var ne bir şey. muhteşem yüzyıl'la öyle bir geçer zaman ki en güzelleri. küçük sırları babam sevmediği için izlerken diziyi ben çekmişim gibi utanıyorum.
blogger'da yapacağım ödevlerimi de artık. sırf kaydediyor diye. explorer hata verdi ama bir tek harf bile yabana gitmedi. koçum blogger.

25.1.11

annem beni sevmiyor. artık emin oldum. son hareketi çok netti.
ona dört sayfa yazdım yazdım yazdım, tekini bile dikkate almamış, hepsini biliyormuş da ben o kadar şeyi dışarı çıkmaya izin almaya yazmışım arkadaşımla. hiç dinlemediğini fark ettim. ona çok dokunmuş dedemin öldüğünde o arkadaşıma gitmem. hala onun hesabında. diğerlerini görmemiş. dinlememiş o kadar haykırmamı. bileğimdeki kesikleri de ondan sanmış. okduklarını da boşa okuduğunu direk son paragrafı okusa yeteceğini filan düşünmüş. çünkü anlamadı. çünkü benim farz-ı misal bir başkasının evine de gayet gidebileceğimi düşünemiyor. çünkü eğer ona gitmesem başkasına gideceğimi, benim sabah kendi yüzünü görmeye dayanamayacağımı anlayamıyor. benim de kukla filan olduğumu düşünüyor. çekince gelmediğimde iplerimi kopardığının farkında değil. sonunda iyice elinden yitip gidicem farkında değil. çünkü bir anne, bir çay daha içeceğine eve gelseydin yağmur yağmazdı, diye arayıp bağırıp sonra da kızının suratına telefonu kapayacağına, yağmur yağıyor kızım eve gelebilecek misin şemsiyen var mı, alalım mı?, diye sormalı. ama benim annem birinciyi yapıyor. ve ben beni doğurduğuna milyon kere pişman olduğunu düşünüyorum. her pişmanlığında hıncını böyle aldığını düşünüyorum artık. yine de onu seviyorum. ama yakında ancak sevmeye çalışacağım. çünkü benim annem, beni duymuyor. benim annem beni en son 1 yaşında annanneme bıraktığı gibi kaldığımı sanıyor. ona göre ben 5 yaşında filanım daha. çünkü annem ben lise bilmem kaça gidene kadar çalıştığından evde yoktu. eve geldiğinde hep bana bağırdı ve sonra uyudu. uyanınca yemek yedik sonra ben yattım. annem beraber yemek yenen bir varlıktı. ve bitti o günler ama anlamıyor.
anne ben 21 yaşındayım ve bir yere gideceksem zaten giderim 4 sayfa yazı yazmam, eğer okuyorsan diye.

14.1.11

kamer

ben bazen ölsem ölemiyorum yaşasam yaşayamıyorum bu bir sürünme.
kelimeler boş.
bu cümleler klişe.
özledim.
bu daha klişe.
belki "sessizlik sensin geceleri"
olmuyor.
acı çekiyorum. ötesi yok.
"beni sen al, yeminim var"
yetmiyor.
bitsin çok acı çekiyorum.
bazen, gerçekten, bazı anlık öfkelerimin bedelleri, ağır çetin sıkıntılı...
bazen ölsem diyorum, hani ya sırf kurtulmak için, onun bile bedelini ödeyecek cesaretim olmuyor, uyuyorum.