bir vakitler hayatıma dolaylı yoldan girmiş ve yaşamımın bilmeden içine etmiş bir kadın vardı. yılın belirli günlerinde çeşitli sebeplerle benle alakası olmamasına karşın da etmeye devam ediyor.
doğum gününün aldatıldığın kadınla aynı gün olması gibi. hayat bazen içler acısı beybi.
bazen diyorum ki başka yollara sapsaydım, veya sapsam mesela hemen şimdi, ne olur? bütün bunları nereye kadar taşımalıyım? bırakmalı mıyım? aslında taşıyor muyum onlar mı beni taşıyor yoksa benzetme hepten yanlış mı? bunlar hep kafa karıştırıcı şeyler. nefret iyi şey değil ama çok tatlı. hele intikamla birleştiğinde. ama her şey bittiğinde kendin de bir miktar parçalnıyorsun ve işte o anda ellerini kenara açıp, eeee?, diyorsun ki manasızlığın temel taşı tam da bu andır.
bazen öyle şeyler yapıyorum ki kendimi tam bir akıl hastası, sapkın, manyak olarak görüyorum. eğer internet diye bir şey hiç olmasaydı hepimiz bambaşka yerlerde değildikse nedir? şurada anasının nikahını ödediğimiz çevirmeli ağ bağlantıları hala devam etseydi mesela gerektiği kadar internet kullanbilirdik belki. böylece de internet üstünden tanıştığımız insan sayısı azalırdı. bunları neden zırvalıyorum orası da başka, bambaşka bir içsel süreç.
sevgiler.
morpisimelinda.
çok kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çok kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20.4.11
12.1.11
such a perfect day
- nerde lou reed'in bahsettiği perfect day nerde? yok öyle bir day.
- bence bugün kütüphaneyi kapatırım. üstelik de hiçbir şey yapmadım. ne güzel.
- kaç vakit oldu ben kendimi böyle aşağılarda bir yerlerde hissetmeyeli.
- bazı günler gerçekten yaşamak istemiyorum.
- tainspotting de olmasa, ne dinlerdim ben?
- bence artık kavga etmeyelim. gerçekten. kendimi hasta gibi hissediyorum.
- menstüral silkusumda sorunlar olmasa olmaz mıydı bir de üstüne?
- bu insan vücudu ne sikim bir şey mına koyayım.
- üç gün oldu hani? canım sıkılıyor artık, tepem atıyor ve korkuyorum.
- haytımda ilk defa soslu döneri bitirdim. çünkü kurye getirdi ve 10 lira verdim, sike sike yedim. güzelmiş aslında.
- bugün de böyle.
- tarde.
- kus.
- öl.
Nerden geldik buraya?
bugün de hava ne tuhaf diy mi,
çok kişisel,
lou reed
29.6.10
16.6.10
idrak meselesi
bir adamı 4 yıl boyunca sev. ne yaparsa yapsın sev. istisnasız.
sonuç ne?
"senin türkiye'de kalasın yok değil mi?"
"herhalde güzelim, olabilirse kalmam."
"demek ki buraya kadarmış." (o bildik gülümsemem sonra. suratıma zamkla birileri tarafından yapıştırılmış, tek kelime daha eden olursa o kadar ağlayacağım ki ne zamk ne bir şey.)
"abarma güzelim de..."
"..."
"..."
"bence de'si yok be canım, realite."
"..."
bu ne ya? ne bu?
kendimi son kullanma tarihi geçmiş, üstelik de günlerdir ağzı açıkta tezgahın üstünde unutulmuş süt gibi hissediyorum (sütlerin hissiyatı var mı bilemiyorum ama ben olsam yani). hiçbir şeyin atılacağı bu kadar kesin olamaz.
ben asla abd'ye ya da ingiltere'ye filan gidip prestijli bir üniversitede yüksek lisans, doktora yapamayacağım. bunun için ne param var, ne dilim var ne de ortalamam ya da torpilim. oralarda yürütebileceğim bir mesleğim bile yok: bir psikologun her şeyi dildir, kültürdür. bunlar bir anda kavranıp uyum sağlanabilecek, alt yapısı analiz edilip içselleştirilebilecek şeyler de değil.
onun içinse tüm bu koşullar tam tersi. ve bugün "sevgilisi için daha iyi bir yerdeki doktorayı reddetmiş." denen birine: "salaklığına doymasınmış." dedi.
o kadar yorgunum ki, ağlayamıyorum bile.
ve evet: elinde yüzükle "benimle abd'ye gel." demiyecekti zaten.
338puanı yanlış yere yatırdım. bu.
ya da dört yılı yanlış adama yatırdım. bu da olabilir.
mantık hatası kesin vardır tabi, ona da sözüm yok.
uyuyacağım.
ps: cansu seni seviyorum. (lucy in the sky with diamonds -ve göğe her baktığımda yıldızların üstünde zıplayan bir lucy görebiliyorum ben!)
sonuç ne?
"senin türkiye'de kalasın yok değil mi?"
"herhalde güzelim, olabilirse kalmam."
"demek ki buraya kadarmış." (o bildik gülümsemem sonra. suratıma zamkla birileri tarafından yapıştırılmış, tek kelime daha eden olursa o kadar ağlayacağım ki ne zamk ne bir şey.)
"abarma güzelim de..."
"..."
"..."
"bence de'si yok be canım, realite."
"..."
bu ne ya? ne bu?
kendimi son kullanma tarihi geçmiş, üstelik de günlerdir ağzı açıkta tezgahın üstünde unutulmuş süt gibi hissediyorum (sütlerin hissiyatı var mı bilemiyorum ama ben olsam yani). hiçbir şeyin atılacağı bu kadar kesin olamaz.
ben asla abd'ye ya da ingiltere'ye filan gidip prestijli bir üniversitede yüksek lisans, doktora yapamayacağım. bunun için ne param var, ne dilim var ne de ortalamam ya da torpilim. oralarda yürütebileceğim bir mesleğim bile yok: bir psikologun her şeyi dildir, kültürdür. bunlar bir anda kavranıp uyum sağlanabilecek, alt yapısı analiz edilip içselleştirilebilecek şeyler de değil.
onun içinse tüm bu koşullar tam tersi. ve bugün "sevgilisi için daha iyi bir yerdeki doktorayı reddetmiş." denen birine: "salaklığına doymasınmış." dedi.
o kadar yorgunum ki, ağlayamıyorum bile.
ve evet: elinde yüzükle "benimle abd'ye gel." demiyecekti zaten.
338puanı yanlış yere yatırdım. bu.
ya da dört yılı yanlış adama yatırdım. bu da olabilir.
mantık hatası kesin vardır tabi, ona da sözüm yok.
uyuyacağım.
ps: cansu seni seviyorum. (lucy in the sky with diamonds -ve göğe her baktığımda yıldızların üstünde zıplayan bir lucy görebiliyorum ben!)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)