bu ne biçim hikaye böyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bu ne biçim hikaye böyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.2.12

damdan dama atlar yar in aşağı tut beni

sevgili blog yazarı dostlara da merhaba, yorum yapmasam da okuyorum ben blog yazılarınızı. söylemem lazımmış gibi hissettim.
bu arada suriye ile tam 13 adet sınır kapımız olduğunu biliyor muydunuz? ya. insan kpss'ye çalışırken çok enteresan gereksiz bilgilerle doluyor.
çok acayip rüyalarla boğuşuyorum ama anlatsam olmaz yani içimde patlasın.
sevgililer gününüz de dilerim mubarek geçmiştir.
mütemadiyen aç olduğumu söylemiş miydim?
bugün de eskilerden bi arkadaşa daha uyanır uyanmaz çok pis saydıracaktım şöyle rezilsin böyle kepazesin diye, iyi ki de saydırmamışım. sil gitsin değil mi ya polemiğe ne lüzum?
sevgili ege üniversitesi, genç arkadaşlarımın dediğine göre abuk sabuk şeyler yapıyormuşsun, aslında sen hep öyleydin de bu arkadaşlar anlamamışlar daha çünkü sebebi içinde saklı: gençler, mazur gör, hor görme.
şu anda aldığım bir habere göre hilal cebeci beynini bağışlamış. beyin nakli mi var? olsa hilal cebeci'ninki ne derece tercih edilir? -şahsen ben şu anda değiştirirdim, o ayrı.- filan filan.
be vicdansız be allahsızın kızı be nankör kedi, 17'den 20:15'e kadar ders mi olur? 20:15 ne ya? akşam yemeğini de verecek misiniz? hı?
hilal cebeci de biliyor ya nakil olmayacağını hadi hadi beni yemesin.
patron seni hiç sevmiyorum ama evlenelim dersen olabilir, diye şarkı yazan ve o şarkıyı paylaşan muhterem ne muhterem bir muhteremdir, onu dinleyen ne şanlı bir şanlıdır.
türkiye'de gişe rekoru recep ivedik'te imiş ben de bu 14:53'te ilk gösterimi yapılan 1453 olayı ile bunu öğrendim. 17 milyon dolara 1453. hay allahım hangi birine üzüleyim. hollywood'un filmi satın almak istemesi de apayrı konu. bak sevgili okur, ben bu filmi izlemedim, muhtemelen de izlemeyeceğim, ivedik'i de izlemedim, çünkü skeçlerini de sevmezdim. ama 17 milyon dolara çok sayıda film yapardınız, van'ı baştan kurardınız, çok sayıda insan okuturdunuz, kütüphane kurardınız filan yani. çok mu lazımdı şanlı kanlı türk tarihini kameraya çekmek? illaki sinema sektörüne bir katkım olsun diyorsanız amatörce film yapma çabası içindeki insanlara kamera filan dağıtın güzelinden güzel kardeşlerim. ve ivedik'ten bahsetmiyorum bile. bahsedicektim de vazgeçtim. değmez.
bir de çok eski bir siparişi yerine getireyim. efendim fi tarihinden kalma bir tozlanmış bilgimden anımsadığım kadarı ile hindistan'da idi ama şimdi spesifik bir ülkeyi de zan altında bırakmak  istemem kendi şüphemden ötürü. merak eden google'a sorsun. ben sormuyorum çünkü abuk sabuk görseller göreceğime sormam daha iyi. işte ülkelerden birinde -masal anlatırcasına oldu  bu da, neyse- kadın sünneti denilen bir olgu var. yapılan şey de kadının haz bölgesi olan klitorisi kesmek. neden çünkü kadın haz  almasın sadece çocuk yapmak için sevişsin diye canım kardeşim. ya. özellikle sosyolog arkadaşların bunu çoktan bildiğini biliyorum ama bilmeyen de bilsin. gerçi bilse de napıcak yani? ayrı bir konu. kimse kimsenin cinsel organını kesmesin arkadaşım mı desin? biz de erkekleri kastre mi edelim şimdi mi desin? ne desin? en fazla yürür. onu da anlayıp katılacak adam bulamayabilir. zaten artık yürümektense twit atmak entry girmek status değiştirmek daha etkili eylem planları oluyor. bu da çok alakasız  başka bir mevzudur.
son olarak da değerli facebook kullanıcıları, üste bir meslek yazıp  altına da türlü çeşitli fotoğraflarla "what my family thinks" "what my friends think" "what my puppy thinks" "whay i actually do" konseptli şakaları bir kenara bırakın. çok sıkıcı!
göya bişi yazasım da yok idi.
iyi geceler güzel düşler.

19.8.10

kiracı

saçlarımı kestirsem önden bi bioform yaptırıp. ama küt. küt ve kıvırcık olsa bu işlemler sonucu. sonra karamel rengine boyatsam. derken yeşil lens alsam bu defa. burnumu da nehir erdoğan'ınki gibi yaptırsam. biraz göğüslerime biraz bacaklarıma ekleme yaptırsam. lazerli epilasyona girsem. bir tane audi çeksem mesela altıma şöförlü. altın sarısı-beyaz karışık bikini ve hasır şapkam olsa bir de üç parmak uzunluğunda kot şort geçirsem altıma. "au revoir!" desem ve gitsem sonra. gitsem öylece ya. bodrum'a da gitsem eastanbul'da da yaşasam. yolda giderken de franboğazlı ve çikolatalı dondurma yesem. ben en büyük derdim yolun sağını mı yoksa solunu mu izlesem olurken biri de eylül sonuna dek olacaklara katlansa. ne bileyim en basitinden şu açıköğretimin sınavına girse bile olur. ya da hazır gitmişken iki sene dönmeyeyim ben. işi gücü de bulsun, bir düzen yerleştirsin, veya yüksek lisansa kabul edilsin, evlensin hatta gerekirse bir de üstüne boşansın... hayatımda bana zerre faydası olmayan insanları yollasın, söylenmesi gereken lafları söylesin, çekilmesi gereken restleri çeksin, bir yabancı dil daha öğrensin filan... hayatımın o iki yılını deneylerle doldursun işte. ben de her türlü sonucu hiç acı ve sıkıntı çekmeden ama belki olabilecek mutluluklardan da feragat ederek görmüş olsam. temizlenmiş ve temeli sağlamlaştırılmış bir hayata kiracı çıksam.

27.5.10

mazoşizm

evet ard arda
Dark Tranquility - Lethe
Opeth - Face of Melinda
Anathema - Everwake
bunları dinleyene, yılın malı madalyasını veriyorlarmış. ben aldım.
fakat yine de bilmeceyi çözemedim:
yanında her şeyi unutturan, lethe ırmağı kadar duru ve acıları silen bir kadın mı?
yoksa sadakatle bağlılık yemini etmiş, tüm varlığını tek bir adama vermiş olan melinda mı?
çeksen film olur cinsinden.
"not a care if I never wake"