bir psikologdan özel olarak seans aldığınızda ödeyeceğiniz ücret ortalama 150 tl civarıdır.
bir yüksek lisans öğrencisinin aylık tübitak'tan aldığı burs 1500 tl civarıdır.
bornova osmangazi dolmuşu 1,5tl'dir.
işsizlik maaşı 500tl civarındadır.
asgari ücret 600tl civarındadır.
özel bir anaokuluna çocuğunuzu yazdıracaksın ortalama 1250tl civarında aylık ücret vermeniz gerekmektedir.
bir ekmek 75 kr'dir.
bir psikolog etüt merkezinde ayda 216 saat çalışarak (sabah 8:30 akşam 5:30 h.içi her gün + cmt) 400tl alabilmektedir. yani saatine 400:216= 1,85 kr etmektedir.
bu psikolog tabii ki psikologa gidemez.
çocuğunuysa özel anaokuluna tabii ki veremez. -neyse ki çocuğu filan yok-
işsizlik maaşı alsa 100 tl karda olup en azından yol parası vermeyeceğine göre tercihini bu yönde kullanması akıllıca olabilir.
asgari ücretle evine yakın bir mağzada satış elemanı olsa epey kara geçer.
iyisi mi bu psikolog evde oyun oynasın.
iş güç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş güç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4.10.11
16.1.10
ortaya karışık bir gün
grooveshark'a herhangi bir kelime yazıyorum, sonra o bana şarkılar veriyor. bugün "yan" yazdım, sanırım çince belki de japonca bir şeyler çıktı. jazz mıdır türü nedir, pek de anlamadım. eskiden anime izlerdim, o günleri anımsattı. sene 2007 mi ne ben anime izler iken. en son da kampuste anime günleri düzenlenmişti, orda yarım yamalak da bir film seyretmiştim. arkadaşlar arasında varılan nokta: "abi bu japonlarda aşağlık kompleksi var. hepsi küçücük gözlü, kısacık boylu, siyah saçlı adamlar, animeleri koca gözlü, uzun bacaklı, sarışın kızlar dolu!" bir daha anime izlemedim. ama ay savaşçısı'nın yeri bambaşkadır.
d&r'a iş başvurusunda bulundum. "iş tecrübeniz var mı?" dediler. "yok..." dedim. "neyse, alın şunu doldurun yine de." dediler. pan kitabevi'ne iş başvurusunda bulundum. "patron yok şimdi ama daha sonra uğradığınızda belki olur. bu arada iş tecrübeniz var mıydı?" dediler. "yok..." dedim. "hımmmm, o zaman biraz zor sanki ama..." o sırada adamın telefonu çaldı. "neyse, sağolun." dedim. başka yere başvurmadım. iş tecrübesi mühim mesele. sen iki üniversite okuyor ol, bilmem kaç tane bilgisayar programını iyi düzeyde kullanabil, yabancı dilin olsun, gönüllülük faaliyetlerinde bulun... hiçbir ehemmiyeti yok. çünkü hiç çalışmadın. dahası, hiç çalışmadığın için işe de almıyorlar ve hiç çalış(a)mamış olmaya devam ediyorsun. bu önüne geçilemez handikaplarla dolu bir paradigma.
sonrası en mutlu olduğum an karşıyaka-alsancak vapuru. çay, kitap, gün batımı, deniz! yine de tuhaftır, bir şeyler eksikti. sanırım vapurda çekilen son ülker reklamının bünyede yarattığı etki idi bu. ne hala çocuk olan bir amca, ne aşkı ilk kez-ya da birkaçıncı kez-keşfedebileceğim bir sevgili, ne gofretimi paylaşabileceğim yaştım bir şahıs -ya da daha mühimi paylaşacak gofret- ne de bu gibi kimi şeyler yoktu. ne? biri sigara yasağı mı dedi?
bir de ben starbucks'a girince kendimi fena hissediyorum. bu 3.gidişimdi ve "nasıl kahve alınır?"ı ancak kavrayabildim. white chocolate mocha da diyemiyorum, dilim dolaşıyor. önümdeki kız bütün tatlı ve kahve çeşitlerini çatır çatır sayıp aldı. benim ağzımdan çıkan: "küçük boy vayt çık, ııımh, çakl. of ya! çaklıt mooo-ka!" evet ingilizce okumayı öğrendim orda. beyaz çikolatalı moka diyebilirdim belki. neyse ki adam anlayışlı çıktı, ne istediğimi anladı, verdi. ben de alıp dışarı çıkabildim. kaçabildim belki daha doğru olur. dışarıdaki en son masaya oturduğum ve sırtımı starbucks'a döndüğüm düşünülürse... o sırada alsancak kahve diyarı'nın da nereye taşındığını öğrenmiş oldum. iki hafta önce bütün kordon'u üç kere talan edip bulamamıştım. starbucks'ın karşısına taşınmış. aralarındaki farkı da söylmek gerekirse: neredeyse aynı parayı verip kahve diyarında kahveyi ayağınıza istiyorsunuz. ama starbucks yine de daha karizmatik gibi gözüküyor. çünkü amerikan. bir de bardağın üstüne adınızı yazıyorlar. pazarlama tekniği: insanlar adlarını duymaktan hoşlanırlar. böylece aile ortamı da oluşturup bağlanmanızı sağlıyorlar. ayrıca siz kahveyi sade seviyorsanız "ah sade kahve kahvenin özüdür zaten." diyorlar, bol şekerli seviyorsanız "evet, kesinlikle en güzeli bol şekerli, diğer türlü çok acı oluyor." diyorlar. eninde sonunda bir bahaneyse sizin zevkinizi övüyorlar. verdiğiniz paraya değmiş oluyor, kazıklanmış filan olmuyorsunuz 333ml kahveye 4 tl verip. "çünkü siz buna değersiniz."
ve aklıma starfucks yazılı t-shirte izmir ekonomi'li bir kızın verdiği tepki geliyor: "aaaa, salaklar yanlış yazmışlaaar! starbucks oooo, be'le yazılıyo!"biterken çalan: seni sevmek yok mu - feridun hürel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)