saç malanmaz taranır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saç malanmaz taranır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.12.11

gece gece.

bu saatte pizza ısmarladım.
ve de şunu izledim:
bir de bu var:

bu saatte ancak bu kadar
ve japonya, ne yapıyorsunuz yav ?

4.6.11

yine de yoktum

ben bayadır yazmadım. zaten günde bloga giren sayısı ortalama 0,5'e düşmüş böyle olunca. bunun yanında blog da okuyamıyorum zaten. hiç vaktim yok. hiç yok o yüzden mütemadiyen facebooktayım. bi de sokağa çıkıp çay içecek yeni mekanlar arıyorum. çok işim olduğundan yapıyorum bunları. ama hakikaten var. yüksek lisans başvuruları sınavlar ödevler filan var. bu vakitlerin geleceğini duyurmuştum ey ahali.
geçenlerde bir mail geldi hayırdır yazmıyorsun diye sırf o yüzden yazıyorum.
13 ayrı kuramcı adı yazan bir kağıtta adını bildiğim 3 insan var ve benim bunlara mülakata kadar çalışmam lazım. adamlar bilim sınavı yapınca veya mülakatta bir şey sorunca mal gibi kalmamak için. psikoloji okuyup 4 senede okyanusta bir damla öğrendiğini fark edip bir avuç suya doğru yol almak zorunda olduğunu fark etmek ve önünde 4 yılın değil 4 haftanın bile olmadığını bilmek kolay bir süreç değil.
artık abuk sabuk şeylere seviniyorum. eskiden abuk sabuk şeylere üzülürdüm. mesela geçen havaalanından banliyöye bindim, halkapınar'da inecektim. ve iyi ki aliağa'da inmeyeceğim diye sevindim. ama biraz alkol almıştım hani.
geçen de film izliyorum. Maria Braun'un Evliliği (Die Ehe der Maria Braun). bu filmden çıkarılabilecek en son ders "neyse ki 2. dünya savası almanyasında değiliz ve sevdiğim adam hapiste değil, öyleyse günlük ufak kavgalara pek takılmamalı" olabilir. ben bunu çıkaracak başarıya sahibim.
şimdiyse mira nair'in bir filminin incelemesini yapmam lazım. keşke sözlü yapsak. yazacak halim öyle yok ki... üstelik de işletme ödevi var. hem sunum hem ödev hem sınav. üstelik vizesini okumadı hoca. işte insanların hiçbir şey yapmazken karşılarındakinden çok şey istemesi üstelik bunu sırf statülerinden ötürü yapmalarının dayanılmaz hafifliği.
Kaybedenler Klübü'nü izleyen insanlar umarım bir gün yarın ortada "naber abi?" "standart." diye dolaşmaz. allah korusun çok çirkin. hele hele hiç aşinası olmadıkları o yaşam kalıplarına girmeye çalışanlar hiç çıkmasın. kalıp da değil, kalıpsızlık. bir film izleyip hayatı değişen insanlar fante(a)zisi. onlar için her gece ağlarım.
şu dünyada tezer özlü'den kalan son yazılı parçaları da sel yayınları bastı. daha da çıkmaz sanıyorum. bütün kitapları kafka'nın şato'su kadar ancak ediyor. yani mesela elif şafak siyah süt'ü yazacağına tezer özlü o kitap kadar sayfa yazasa imiş. işte yine benim obsesifçe tezer özlü aşkım ve elif şafak nefretim. burda kesiyorum.
sevgili okur sana dinleyecek bir parça da bırakıyorum:
aşk bu değil-birsen tezer
bir sonraki boş vaktimde görüşmek umuduyla.

10.12.10

sen aşkı çiçek böcek güneş bulut bok püsür

winnie the pooh'lu defterim bitti. tam da evrimsel dersinin orta yerinde. üniversiteye başladığımdan bugüne bitirdiğim ilk defter. (def-ter kelimesi sanki teri def eden bir insanın yaz günü attığı çılgınca haykırışın post-modern sembolü gibisinden bir takım şeyler ya da bence ben çok üşüyorum bilemedim.) o açıdan kederlendim. şimdi işin gücün yoksa yeni bir şebelek defter bul. fakat nereden? eylül geçince kırtasiye malzemesi değersizleşiyor her yerde, hiç ilginç şey gelmiyor. peki ya seneye eylül'de de öğrenci olabilecek miyim? ah ah.
yemeksepeti.com beni kutsamalı bu kadar alış verişten sonra bence ya. tiramisu da mı alsam ne yapsam? yoksa hiç kumpir almasam mı? annemin cüzdanını çalarcasına cebinden çıkarıp akşam yemeği yediğim halde kumpir ve tiramisu da yemek istiyorsam acaba hamile miyim? ya da midem artık boşluğa açılıyor da benim mi haberim yok? neler oluyor bana, neler oluyor sana, bize neler oluyor GÜLÜM?
peki ya ben aşkı çiçek böcek güneş bulut sandımsa tarkan ne sandı? mevsimine göre uyuyup uyandığıma göre de sanırım baharda uyanan kışları uyuyan hayvan cinsinden ayı demek istiyor ki baya dolambaçlı yollar seçmiş. peki ya tarkan'a neler oluyor? brad pitt tarkan'a kaç basar? burda da kelime oyunu vardı ta arkana demek istemiş gibi davranıp sanki brad pitt'in arkama basmak gibi niyetleri olduğunu öne sürüp gülen kuzenler tanıdım ben, evet.
aldım vallahi tiramisuyu da. fakat bu tiramisu italyanca değil de japonca olsa daha bi yakışırmış. çinççançonglu bişi. hatta dayhatsu markasını andırmıyor mu söyleyiş bakımından?-gerçi sırf su geçiyor diye küçük sırlar'daki su'yu da mı japon ilan edeyim? bilişsel çarpıtma, aşırı genelleme filan yaptım apaçık ayol.
az önce yemeksepeti beni arayıp siparişimi buraya teslim edemeyeceği iddası bulunan destina'yı bana şikayet etti resmen. ama yollayacaklarmış yine de. bi de önce suratıma kapadı sonra tekrar aradı filan bir tuhaf. belki de şarjı bitti ya da biz bittik? kenan'a soruyorum? hangisi kenan? hem zaten destina tribe girdiyse cocoloco'da da var kumpir, allah allah. üstelik cocoloco bize destina'dan on metre filan daha uzakta ama bu tarz olayları yok nedir yani? kızdım bak.
bir de ben bu aralar bir tuhaf oldum blogumu okuyan insan kaldıysa onlara seslenerekten. bildiğin aile terbiyesi görmemiş kız gibi etek giyerken oğlan çocuklarıyla futbol oynamak isteyip de yetmezmişcesine, sen kaleci ol, dediler diye anneme ağlıyor gibiyim. ne yaşamımdaki sorunları tespit edebiliyorum, ne de bence olmayan sorunlara çözüm üretebiliyorum. hasb(p)?el kader biri isyan ederse bazı şeylerin yanlış olduğunu baya geç idrak ettikten sonra çözümsüzlükten saçmalıyorum. çünkü çözümü aramaktan bulsam da göremiyorum zaten. genel arama modundayım, odaksala geçemiyorum, hadi geçtim doyurucu davranışa ulaşmadan tekrar dön genel aramaya. böyle de kısmet olmaz ki seni gidi zalim yar?
bi de odun gibiyim, duygularımı kaşlarımla beraber kuaförde aldırıp orda bıraktım sanki. ve kaş çıksa da duygular çıkmıyor gibi gibi?
ve burnum donarken şimdi gelen komiden kim gitsin de alsın yemeklerinin derdine düştüm. kapıyı açmak bile korkunç zor geliyor. kapıda donarak öleceğim ya da kapıya giderken öyle efor sarf edeceğim ki enerji tükenmesinden öleceğim gibi gibi. ama bir ölüm var sonuçta. orda hemfikirim. kendi kendimle hemfikir olmak da ilginçmiş, neyse.
resmen saçmasaydım bari.
of çok sıkılmışım resmen, bari tv izleyeyim. de salona kim gitsin? en zayıf halka mı? tiksinç miyim neyim? öf...

22.3.10

feysbuuuuk feysbuuuk

evet, beni bilenler bilir, eğer sertab erener filan dinliyorsam iyiyimdir, nil vs. dinliyorsam çok iyiyimdir, anathema dinliyorsam depresyona doğru bir yönelim, ağla sevdam'a döndüysem beni baya kaybettik demektir ama ismail yk 'ya mı geçtim: benden kötüsü yok!
an itibari ile dinlediğim şarkı:
ismail yk-facebook
o kadar berbat haldeyim ki var sen düşün.
geçenlerde rastladığım kırmızı çizgi, artarak büyümeni temmeni ediyor ve durmaksızın keyfini bekliyorum.
sevgili lokomatif gülşen, ismail yk da sana sesleniyor, anti parantez.
herkesin zevkine göre çılgın ayhan. evet sana da tuhaf vokal sesleniyor ki adını bilmiyorum hatunun, büyük kayıp tabi.
burdan pelin'e de ben sesleniyorum, naber lan napıyon? sen büyüyüp hukukçu olacaksın ve ben senin "allah belanı versin" klibini on kere çevirip izlediğin günleri yakından bilen biri olarak tüm ciddiyetine kahkahalarla güleceğim bebeğim. evet güleceğim. davalarına girip, gülüp, çıkacağım. çünkü psikolog olan psikopat olamaz diye bir kaide yok cicişcim.
ve irem temiz. sen adını google'da arada aratıyorsun ya, al sana bir sayfa daha. (mesajlarıma da cevap ver kadın!) istanbul'a geleceğim yakında alemlere akacağız tatlışım, itiraz kabul etmiyorum, gerçi edeceğini de sanmıyorum. şahsen safir'in manzarasını güzel bulmuştum ben. pazar gecesi dolu olacağını da umarak eller havaya yapalım diyorum. bilmem sen ne diyorsun?
havam yerinde, alaturka oldum, oynamadan duramam. böyle de bir şarkı vardı, 90'larda. hatırlayan bilir. dur bulayım hepimiz için. (bi de "havam yerinde"yi az önce google'a sorana kadar "kafam yerinde" diye bilmenin verdiği derin utanç var)
sinan erkoç-havam yerinde
ben artık susayım, daha fazla saçmalığı kimse kaldıramaz bence. evet.
xoxo, gossip girl.