facebook macebook etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
facebook macebook etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.6.10

facebook

bak yine facebook insana neler yazdırır görüciiz.
bu facebook sanki biraz "röntgenci" yapmıyor mu adamı? ha? yapmıyor mu? merak ettiğin hayatlara dalmanın en kolay yolu değil mi facebook? hemen hemen herkesin hesabı var zaten. kimi daha çok görünüyor, kimi daha az görünüyor ama ucundan kıyısından bir şeyleri takip edebiliyorsun işte. kilit kelimeye gelince: istemek! senin, diğerini, merak etmek, istemen, gerekli. evet. ve biliyorum, istiyorsun. belki beni değil ama ali'yi misal, ya da dilara'yı da olabilir mesela. hatta bir arkadaşının arkadaşı bir andaçok dikkatini çekebilir ve onu merak etmeye başlayabilirsin. "merak ne güzel şey, güzel şey merak" diyorsan malum reklamdaki gibi, reklamların da insanları kandırmak için var olduklarını bunca yıllık hayatında (okuma bildiğine göre en az 4-5 varsın, ve annen seni oyalamak için mütemadiyen reklamları izletti evladım.) öğrenmişsindir zaten. yani merak o kadar da güzel değil esasında. "bilgi acı çekmektir."den yola çıkarsak, aldatıldığını öğrenen küçük kuzenim, ne geçti elinde evlat? (aynı taştan bana da gelsin.) ya da platonik aşkının sevgilisi olduğunu keşfeden canım arkadaşım, iyi halt ettin. kendime sesleniyorum: "sahne sanatlarında olsam böyle mi hayatım olacaktı? efendim istanbul'u kazansam (ki kazanmak için önce istanbul'u yazmak gerektiğini her defasında atlayan zekasına kurban aklım, tebrik de edeyim seni ayak üstü.) böyle mi olacaktı ortamlar? belki de sayısal seçip mimar olmalıydım, oha bunları ezberlemektense çizimlerin üstünde sızmak daha eğlenceli gözüküyor, hata mı ettim?" diyip durmaktan ikinci bir adım öte geçebildin mi? yooo.

sonuç: siz siz olun,şu resme uyun:
benim uyup uyamadığım belli zaten, ben yandım siz yanmayın, amaç bu. evet. hem siz uyarsanız ben de el mahkum bir değişiklik olmayınca uymak zorunda kalırım. bak bak aynı şey, nihat doğan'ın da dediği gibi, ironi de bir yere kadarsa stabillik nereye kadar? bi tek annem facebook'ta olsun, bana bir şey olmaz.
hadi öptüm.

(neydi o millyet'te yazan uçkan soyadlı kadının adı? onun gibi oldum sanki)

şu şarkıyı da anmasak olmaz şimdi:
ismail yk - facebook

14.12.09

onun senle bir alakası yok. senin onla var. senin benle bir alakan yok. benim senle var.
sagopa mı!? ne alakası var_?
hayır hayır, hata var! kesinlikle bir hata var!
vazgeçebilirim hayellerden, mide bulantısı var.
yeteneksizim türkiye! yapacak bir şey yok. veya var?
limonsözlük de grange da bal da ilişkisi yok olunca sevinen insanlar da arzu ettikleri yerlere girebilirler, ya da girmezler. evet bu da var.
hiçbir şey değil, sahiden tiksinilesi bir yapım var.

DEFOL! DEFOL! Terk edin odamı! Hepiniz defolun! Hepinizden nefret ediyorum! En çok da senden!!!

Artık ülser bize yakın akrabağ.
(Akrabağ yazarken Demet Akbağ'ı çağırıştırması garip mi, sıradan mı sahi?)

Yarabandı olarak dünyaya gelmek de böyle bir şey işte. 3 rol var: yara, yaralayan, yarabandı. ben işin yarabandı kısmıyım. yakın ilişkide olduklarım yara pozisyonunda, diğerleri de yaralayan oluyor. her yarabandı iş bitince-yani iyileştirme ve koruma görevini tamamlayınca- sökülüp atılır, bu birinci kural, her yarabandı sökülürken geçici bir acı ve iz bırakır, bu da ikinci kural. fakat geçici! bunun altını çizerim. hatta çizdim: geçici (altı çizilmiyormuş, üstünü çizdim). sonra artık yara sıfatlarını yitirmiş bu arkadaşlar yaralayıcılara bir şekilde geri döner, zira adrenalin kaçınılmaz ve çekici olandır. zaten her daim yara olmalıdırlar. ama aynı yarabandına bi yere kadar dönülebilir. eninde sonunda artık yapışmaz, iyleştirmez, iflah olmaz hale gelir yarabantları. ben geldim. hayırlı olsun.
pardon ama anlamadım ben, millete ne? bu coşku bu heyecan nereden geliyor?
her şeyi anlamak zorunda olmadığımız gerçeğine geri dönelim hadi.
serbest bir ilişki içindeyim, takılmaca oynuyoruz, buyurun efendim, hepinizi bekleriz.