pandamın blogu, itiraf ediyorum ki müzik dinlemek için kullanıyorum. herkes sen gibi liste yapsın. amen!
oha lan baş ağrısı çok kötü şey! ne zamandır laptopu kullanmıyordum, müziksiz bir hayatım vardı, ekran görece uzaktı filandı falandı. baş ağrısı yaptı bu eskiye dönüş hali. öff yani.
kıvırcık saçlı arkadaşlara sesleniyorum, senelerdir bana "ohaaa, ne cici saçların dümdüz, biz her gün uğraşıyoruz, zar zor adam gibi oluyor." diyorsunuz. haklısınız. amma taramayın, iki gün gideceğini fark edeceksiniz. üçüncü gün de duşa girip uğraşıverin o kadar ben de düz saçla uğraşıyordum, kıvırcık oldum hala uğraşıyorum. değişen bir şey yok. özetle: abartıyorsunuz gülüm!
blog da tam kız blogu oldu, pembe olması yetmez gibi bir de saç baş muhabbeti ediyorum, pek şahane!
yahu bu bedük de okan'a çıktı geçen, gözlüksüz hali bir garip geldi. sanki başka başka bedükler var adamın içinde. ne tuhaf!
pınar, iki mektubun geldi ard arda! bravo kız :) yazdımdı ya yine buraya da yazıyorum, baya korkmuştum bir sonraki mektup seneye gelir diye. tam gaz devam. ne diyordun: "kestane kebap, acele cevap!"
vera, hala dns ayarlarıyla oynanmamış bir pc var elimde, last fm'e nadir bakabiliyorum. bilmem ki sen bu blogla ne denli haşır neşirsin?
cansu, xoxo!
bu kadar!
edit: bu gecenin eğlencesi yine bejeweled 2 oldu, skor:96584, level: 14 toplam süre:43dakika 57 sn.
bezdirene kadar oynadım, daha da oynamam herhalde. amma uzadı!
kusmak istemek! saat de 2 oldu bu arada yarın sabah dersim var...
14.2.10
blogun yeni hali.
ben bu hali pek sevdim ya. ilk halini unuttum bile. ikincisi de iyiydi de. bu baya güzel oldu sanırım!
bir de bugün 14 şubat oldu. yarın yataktan kalkmamacasına uyumak istiyorum. lanet kapitalizmin pislik oyunları!
bir de bugün 14 şubat oldu. yarın yataktan kalkmamacasına uyumak istiyorum. lanet kapitalizmin pislik oyunları!
10.2.10
ak güvercin olaydım, pencerene konaydım
ebeveyn olmak zor zanaat. çocuğun yemeğini kaç dakikada yediğini hesapla, montunu giymiş mi, sobasını yakmış mı, 5 dakika mı geç kalmış eve 3 dakika mı, saçına karış, kaşına karış, iç çamaşırlarına karış, sabah kaçta kalkmış, akşam kaçta yatmış, kimle nerde ne zaman buluşmuş... hepsini bilmek an be an izlemek lazım geliyor. kolay değil, hiç kolay değil. paparaziler bile seksi ünlülerin frikiklerinin ardından böyle bir azimle koşamazlar. işte bu!
çocuk denilen yaratık, sırçadan yapılma robottur. sistem error verirse off tuşuna basmak gerekir. yoksa feci halde hasar alır. elde de bir robot varsa bu iş sıkı gözetim gerektirir. verilen emirlere harfien uymayan robot, robot değildir. bunu bilir, bunu söylerim.
bir de hasta olunca başında beklemek var, okutması masrafı var, çamaşırlarını bulaşıklarını yıkaması var... var oğlu var.
çocuk işi çile. daha da bilmem.
zaten pek bi komplike.
çocuk denilen yaratık, sırçadan yapılma robottur. sistem error verirse off tuşuna basmak gerekir. yoksa feci halde hasar alır. elde de bir robot varsa bu iş sıkı gözetim gerektirir. verilen emirlere harfien uymayan robot, robot değildir. bunu bilir, bunu söylerim.
bir de hasta olunca başında beklemek var, okutması masrafı var, çamaşırlarını bulaşıklarını yıkaması var... var oğlu var.
çocuk işi çile. daha da bilmem.
zaten pek bi komplike.
6.2.10
özel okul
bilkent. bilkent. bilkent. bilkent.
sabah akşam bilkent'le yatıp bilkent'le kalkar oldum. ege üniversitesi'nden sonra insana çok ama çok çekici geliyor, anlatılmaz yaşanır. ancak yeni sistem öss'ye hala adapte olamadı bu bünye. haydi hayırlısı diyorum.
durum şu ki: ben eğer bir aksilik olmaz da sınıfta kalmaz, ders bırakmazsam 22 yaşında mezun olacağım. evet, bi kısım insanlar da benle aynı kaderi paylaşmaktalar, farkındayım. daha bile erken mezun olanı vardır. neyse, 65 yaşına kadar da çalışacağım şu sistemle, hesap eder isek: 65-22=43 bir insanın 43 (kırk üç) sene çalışması için nasıl bir akla sahip olması lazım gelmekte? ben kendi ömrüme 50 yıl biçmişim kafadan. öğrencilik iyidir eninde sonunda. oku okuyabildiğin yere kadar mantığıyla yola çıkıyorum. eskiden karşı olduğum, asla gitmem dediğim tüm özel okullarda gözüm var, evet! başta bilkent olmak üzere, koç, sabancı, yeditepe, bilgi... hangisi olursa. makul herhangi bir bölüme gidesim var kardeşim.
ege üniversitesi'nde bilgisayar yetersiz, hocaların peşinden koşsan da inanılmaz bir ilgiyle yaklaştıkları filan yok, yabancı dil sadece ve sadece öğrencinin bireysel çabasına kalmış, ikinci yabancı dil zaten yok, sınıflar çok kalabalık, puan hesaplaması çanlar çakması mubarek-neyse ki yeni gelenlerde düzeltildi-, hava kötü olduğu için bile kimi hocalar derse gelmeyebiliyorlar-izmir'de ne kadar kötü olursa, siz hesap edin, ben daha yolların kapandığına şahit olmadım şehir içinde 20 yıldır-, yurt dışı olanağı var ama bir özel okulla yarışabilmesi mümkün değil, düzensizlik düzen kabul edilmiş odur budur. ha lise öğrencisinden de farkım kalmıyor benim bu ortamda, işime geliyor mu, rahatlık herkesin işine gelir. ama karar verdim, bu üniversite okumak değil, adeta psikoloji dersleri veren bir lise bitirmek. hatta atatürk lisesi burdan otuz kat iyiydi, her açıdan. bir de aile yanında okumak var. hiç girmiyorum.
bilkent'te, koç'ta, sabancı'da, yeditepe'de... yaşamadım, nedir ne değildir sadece arkadaşlardan duyduklarım ve internet üstünde yazanları biliyorum. ama kayıp yok. hayat bu yaşadığın yere kadar. neyi seçersen, nereden bakarsan dünyaya öyle yaşıyorsun. ben son 3 gündür daha olumlu taraflardan bakıyorum, daha kolay geçiyor her şey. bunu bana yıllarca söylediler de karanlık taraf pek hoşuma gitmekteydi.
insanın bacağının uyuşması tuhaf durum bu arada.
sabah akşam bilkent'le yatıp bilkent'le kalkar oldum. ege üniversitesi'nden sonra insana çok ama çok çekici geliyor, anlatılmaz yaşanır. ancak yeni sistem öss'ye hala adapte olamadı bu bünye. haydi hayırlısı diyorum.
durum şu ki: ben eğer bir aksilik olmaz da sınıfta kalmaz, ders bırakmazsam 22 yaşında mezun olacağım. evet, bi kısım insanlar da benle aynı kaderi paylaşmaktalar, farkındayım. daha bile erken mezun olanı vardır. neyse, 65 yaşına kadar da çalışacağım şu sistemle, hesap eder isek: 65-22=43 bir insanın 43 (kırk üç) sene çalışması için nasıl bir akla sahip olması lazım gelmekte? ben kendi ömrüme 50 yıl biçmişim kafadan. öğrencilik iyidir eninde sonunda. oku okuyabildiğin yere kadar mantığıyla yola çıkıyorum. eskiden karşı olduğum, asla gitmem dediğim tüm özel okullarda gözüm var, evet! başta bilkent olmak üzere, koç, sabancı, yeditepe, bilgi... hangisi olursa. makul herhangi bir bölüme gidesim var kardeşim.
ege üniversitesi'nde bilgisayar yetersiz, hocaların peşinden koşsan da inanılmaz bir ilgiyle yaklaştıkları filan yok, yabancı dil sadece ve sadece öğrencinin bireysel çabasına kalmış, ikinci yabancı dil zaten yok, sınıflar çok kalabalık, puan hesaplaması çanlar çakması mubarek-neyse ki yeni gelenlerde düzeltildi-, hava kötü olduğu için bile kimi hocalar derse gelmeyebiliyorlar-izmir'de ne kadar kötü olursa, siz hesap edin, ben daha yolların kapandığına şahit olmadım şehir içinde 20 yıldır-, yurt dışı olanağı var ama bir özel okulla yarışabilmesi mümkün değil, düzensizlik düzen kabul edilmiş odur budur. ha lise öğrencisinden de farkım kalmıyor benim bu ortamda, işime geliyor mu, rahatlık herkesin işine gelir. ama karar verdim, bu üniversite okumak değil, adeta psikoloji dersleri veren bir lise bitirmek. hatta atatürk lisesi burdan otuz kat iyiydi, her açıdan. bir de aile yanında okumak var. hiç girmiyorum.
bilkent'te, koç'ta, sabancı'da, yeditepe'de... yaşamadım, nedir ne değildir sadece arkadaşlardan duyduklarım ve internet üstünde yazanları biliyorum. ama kayıp yok. hayat bu yaşadığın yere kadar. neyi seçersen, nereden bakarsan dünyaya öyle yaşıyorsun. ben son 3 gündür daha olumlu taraflardan bakıyorum, daha kolay geçiyor her şey. bunu bana yıllarca söylediler de karanlık taraf pek hoşuma gitmekteydi.
insanın bacağının uyuşması tuhaf durum bu arada.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)