içimde kötü bir his var. içimde bir umutsuzluk var. ama içimde bir güç var. içimde bir korkusuzluk var. dedim ki: gidersen git, sonuna kadar. elimden gelenin en iyisini yaptımsa ben, üzülecek bir şeyim yok. bütün üzülmelerimi çoktan üzüldüm, bütün kayıplarımı çoktan kaybettim. inançla güven yok olunca umudu da beraberlerinde götürüyorlarmış, henüz anladım ben. hayırlısı olsun.
bundan öte bir başkasına aşık olabileceğime inanmıyorum. defalarca söyledim. ama sen daha gençsin. genç olduğun için heyecanlı ve haklısın. nasılsa orda olduğuma da öylesine eminsin ki, gerçekten umrunda değil. sen seviyorsun, bense aşığım. sahip olduğum hemen hemen her şeyi uğruna feda edebilirim, hiç üzülmeden, hiç acımadan ve kesinlikle gözüm arkada kalmadan. ama sen etmezsin, edemezsin de. benim için riske giremezsin. hayat takaslarla işliyorsa, herhangi bir şeyin karşılığı etmiyorum ben. böyle inandırdın zaten. o kadar çok incittin ve değersizleştirdin ki, altınsam bile çamur içindeyim, değerimi göremiyorum.
nefes alacak boşluklarımı geri istiyorum. haklıysam bile haksızmışım sanıp günlerce üzülmek istemiyorum. hiç vicdan azabı çekmedim. çekeceğimi de sanmıyorum. beklemekler beni yorar ve üzer. dün geceden beri hem yoruluyorum hem de üzülüyorum. süre uzadıkça bunların miktarları da artıyor. ve bence hak etmiyorum, hayır.
oysaki benim "23numara" adlı filmi izlediğim gece her şey çok güzel ve berraktı. korunduğumu ve kollandığımı hissediyordum ve hiç korkmadım. uyudum, düşümde yanındaydım.
neye inanacağımı bilemiyorum.
neredesin? göremiyorum.
bakakalırım giden geminin ardından etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bakakalırım giden geminin ardından etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6.5.10
27.11.09
bugün bayram
bugün bayram.
gittim geldim sağa sola.
bugün bayram.
bir nargile devrildi, bir duvara iyi bayramlar dendi.
bugün bayram.
kulaklar uğuldadı, tesadüfler oldu.
bugün bayram.
15 lira bayram harçlığı geldiği gibi gitti.
bugün bayram.
yeni türkü, ezginin günlüğü, bal.
bugün bayram, kimse kutlamaz.
bugün bayram.
laptopu kucağına koyma diyen olmaz.
bugün bayram.
yalgızam.
bugün bayram.
sigranın tadı kaçmış.
bugün bayram...
gittim geldim sağa sola.
bugün bayram.
bir nargile devrildi, bir duvara iyi bayramlar dendi.
bugün bayram.
kulaklar uğuldadı, tesadüfler oldu.
bugün bayram.
15 lira bayram harçlığı geldiği gibi gitti.
bugün bayram.
yeni türkü, ezginin günlüğü, bal.
bugün bayram, kimse kutlamaz.
bugün bayram.
laptopu kucağına koyma diyen olmaz.
bugün bayram.
yalgızam.
bugün bayram.
sigranın tadı kaçmış.
bugün bayram...
Nerden geldik buraya?
bakakalırım giden geminin ardından,
Suicide Swing
7.11.09
ne ayaksın hacı?
aylarca görüşmemiş ve konuşmamışsın birileri ile. aylar sonra bakıyorsun ki birinin saçı uzamış, öbürü epey kilo vermiş filan. işin fiziksel boyutu ilk anda en çarpıcı gözükendir. ama geri kalan tarafları duydukça zamanında yapılmış olan kulenin altında bir kez daha ezilirsiniz karşılıklı. sitemden öte konuşacak söz kalmamıştır zaten.
eğer hayatımda bunlardan birini olsun bir şekilde döndürememiş olsaydım fena halde boğulabilirdim gün itibari ile. hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı gerçiğini kimse değiştiremez. bu da asırların klişesidir zaten: hiçbir şey eskisi gibi olamaz. klişe ama gerçek olması hüzün verici...
kimse kimsenin "sadece arkadaşı" değildir. ya daha çoğu vardır ya da daha azı. ama biz bunu karmaşa olmasın, dallanıp budaklanmasın, anlaması kolay olsun, özel hayata pek dalınmasın, aman ha kimse alınmasın gibi sebeplerden tek kelime altında birleştirip önümüze gelene sunarız. sonra n'olur o arkadaşlara? ilkokul arkadaşlarına, eski sevgili olan arkadaşlara, yolda görünce selam verilip daha da konuşulmayan arkadaşlara, arkadaş gibi anne kızlara, beraber içilip dertleşilen arkadaşlara, birlikte sinemaya gidip filmin övüldüğü arkadaşlara, yılda iki-üç kez görülüp yine de kaldığı yerden devam edilebilen arkadaşlara...? ölünür! ya uğruna ölünür, ya onun açısından artık ölünür, ya ciddi ciddi ölünür-doğru eşek cennetine- özetle bir şekilde ölünür, nasıl ve neden ölündüğününse pek kıymeti kalmaz o saatten sonra.
ben de bazıları için hayalet oldum. bakışları, adımları içimden geçiyor ama fark etmiyorlar bile. umurlarında değil, öldüm çünkü. kimisi de benim için çoktan yitti. geçen zaman boyunca çok şey yaşandı, bitti. üstüne bir de ben bitsem çok mu? ya da o/onlar?
sürekli kendime sorduğum iki soru var:
1-ne istiyorsun?
2-eee, sonra?
tatmin edici cevaplar alamıyorum pek, hatta cevap bile alamıyorum. siz alabiliyor musunuz? ondan da önce, bu soruları kendinize soruyor musunuz?
eğer hayatımda bunlardan birini olsun bir şekilde döndürememiş olsaydım fena halde boğulabilirdim gün itibari ile. hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı gerçiğini kimse değiştiremez. bu da asırların klişesidir zaten: hiçbir şey eskisi gibi olamaz. klişe ama gerçek olması hüzün verici...
kimse kimsenin "sadece arkadaşı" değildir. ya daha çoğu vardır ya da daha azı. ama biz bunu karmaşa olmasın, dallanıp budaklanmasın, anlaması kolay olsun, özel hayata pek dalınmasın, aman ha kimse alınmasın gibi sebeplerden tek kelime altında birleştirip önümüze gelene sunarız. sonra n'olur o arkadaşlara? ilkokul arkadaşlarına, eski sevgili olan arkadaşlara, yolda görünce selam verilip daha da konuşulmayan arkadaşlara, arkadaş gibi anne kızlara, beraber içilip dertleşilen arkadaşlara, birlikte sinemaya gidip filmin övüldüğü arkadaşlara, yılda iki-üç kez görülüp yine de kaldığı yerden devam edilebilen arkadaşlara...? ölünür! ya uğruna ölünür, ya onun açısından artık ölünür, ya ciddi ciddi ölünür-doğru eşek cennetine- özetle bir şekilde ölünür, nasıl ve neden ölündüğününse pek kıymeti kalmaz o saatten sonra.
ben de bazıları için hayalet oldum. bakışları, adımları içimden geçiyor ama fark etmiyorlar bile. umurlarında değil, öldüm çünkü. kimisi de benim için çoktan yitti. geçen zaman boyunca çok şey yaşandı, bitti. üstüne bir de ben bitsem çok mu? ya da o/onlar?
sürekli kendime sorduğum iki soru var:
1-ne istiyorsun?
2-eee, sonra?
tatmin edici cevaplar alamıyorum pek, hatta cevap bile alamıyorum. siz alabiliyor musunuz? ondan da önce, bu soruları kendinize soruyor musunuz?
Nerden geldik buraya?
bakakalırım giden geminin ardından,
yok sarhoş değilim çok sıkıcıyım
31.10.09
uyu.
bir adam var, yanında uyumak istediğim, öyle güzel kokuyor ki, öyle tanıdık kokuyor ki, sanki doğduğum anda ilk onun kokusunu duymuşum da ömrümce o kokuyu aramışım gibi.
ama uyuyamıyorum.
ama uyuyamıyorum.
Nerden geldik buraya?
bakakalırım giden geminin ardından,
sevgili gibi arkadaş gibi bazı kimi şeyler
25.6.09
rüya
bir rüya gördüm, daha doğrusu iki rüya. birbirinden felakettiler, birbirinden acıklı. gecenin içinde kalkıp hatırlamaya çalıştım başlarını, ama sonları o kadar çarpıcıydı ki başını hatırlayabilmek mümkün değil. kanlar her yerde, acı her yerde. seyirci kalıvermek olan bitene. gerçekte olduğu gibi.
ben hep her şeye seyirci kaldım zaten, her şeye... gelene, gidene, ima edene, tacize, aldatana, terk edene, sevişene, özleyene, bekleyene, aşık olana... ne var ne yoksa hepsine. ruhsuz, donuk, hissiz bir bakış attım hep. umrumda bile olmadılar. sonra iyisi de kötüsü de yitip gidince farklarına vardım bıraktıkları etkilerin. kara delikler, dalgalı kumsallardaki ayak izleri, yaş asfalta adını yazmış çocuğun titrek elleri... yaşarken attığım bakışları atamıyorum geride kalanlara. o kadar basit değil izleri yok etmek. günde bir paket sigara bitirerek, umursamazdan gelip sağda solda gezip tozarak, kusarak-kan kusarak, kahve kusarak, acı kusarak...-, ardı ardına sayfalarca okuyarak filan yitip gitmiyorlar.
kusmak. bedenlerin en güzel fizyolojik hareketi olmalı, en mühimi, en önemlisi, en gereklisi, en lazımı... çünkü ancak kusarak zehirlenmekten kurtulur vücut, sadece kusarak. evet, kusmayı kutsuyor ve yüceltiyorum. Sylvia Plath için sıcak bir banyo neyse, benim için de kusmak o:
"New York'un karmaşasından çok yukarılarda, bu kadınlar otelinin on yedinci katındaki küvette bir saate yakın uzandım ve saflığıma yeniden kavuştuğumu hissettim. Vafitze, kutsal sulara filan ihtiyacım yoktur, ama sanırım dindar insanlar için kutsal su ne anlam taşıyorsa, benim için de sıcak bir banyo aynı anlamı taşıyor." (Sırça Fanus, s.24)
ben hep her şeye seyirci kaldım zaten, her şeye... gelene, gidene, ima edene, tacize, aldatana, terk edene, sevişene, özleyene, bekleyene, aşık olana... ne var ne yoksa hepsine. ruhsuz, donuk, hissiz bir bakış attım hep. umrumda bile olmadılar. sonra iyisi de kötüsü de yitip gidince farklarına vardım bıraktıkları etkilerin. kara delikler, dalgalı kumsallardaki ayak izleri, yaş asfalta adını yazmış çocuğun titrek elleri... yaşarken attığım bakışları atamıyorum geride kalanlara. o kadar basit değil izleri yok etmek. günde bir paket sigara bitirerek, umursamazdan gelip sağda solda gezip tozarak, kusarak-kan kusarak, kahve kusarak, acı kusarak...-, ardı ardına sayfalarca okuyarak filan yitip gitmiyorlar.
kusmak. bedenlerin en güzel fizyolojik hareketi olmalı, en mühimi, en önemlisi, en gereklisi, en lazımı... çünkü ancak kusarak zehirlenmekten kurtulur vücut, sadece kusarak. evet, kusmayı kutsuyor ve yüceltiyorum. Sylvia Plath için sıcak bir banyo neyse, benim için de kusmak o:
"New York'un karmaşasından çok yukarılarda, bu kadınlar otelinin on yedinci katındaki küvette bir saate yakın uzandım ve saflığıma yeniden kavuştuğumu hissettim. Vafitze, kutsal sulara filan ihtiyacım yoktur, ama sanırım dindar insanlar için kutsal su ne anlam taşıyorsa, benim için de sıcak bir banyo aynı anlamı taşıyor." (Sırça Fanus, s.24)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)