kabusum oldun çok oldun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kabusum oldun çok oldun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.3.10

spss

bugünü de ibrahim tatlıses günü ilana ediyorum. bir örnek:
ben insan değil miyim?
niye bu şarkı? çünkü spss!
p derken?

19.10.09

sürün(gen)

pes, her gün yazacak bir şeyler mi çıkar? ama çıkıyor...
sürüngenler üzerine mi yazmaktan başlasam bilemedim...
şimdi, biz en ilkel canlılardan olan sürüngenleri pek hoş karşılamıyoruz, insanız ya, aştık tabii, beğenmiyoruz filan.oysaki bu canlıların her şeyleri basit arkadaşım. dolaşım, boşaltım, üreme, rutin hareketler, avlanma, av olma, yaşam alanları vd. ama insan öyle mi ya? her şeyi karmaşa, kaos.
kaosun sunduklarıyla yetin! kafanın dikine gitme! bi bok elde edilmiyor inatla!
bugün öğrendim ki, kimse göründüğü kadar saf değildir. işbu cümledeki saf kelimesi aklınıza gelen her türlü anlamda, evet. nasıl mı?
bir adam varmış, canı sıkılan, sonra bu adamı ciddiye almışız biz bir kaç kız, en ciddiye alanımızın üstüne kalmış adam da, e hayırlısı. fakat adamın iğrençlikleri sıralansa izmir'den ağrı'ya yol olur. yazmaya başladım da yazmaktan sıkıldım sildim.o derece.
mini özetle: adam bilinen rakamla bir üç kıza birden yazmış. durumu fark etmiş olana da "ayıp ediyorsun, yazık ediyorsun, haksızlık ediyorsun" filan demiş. içlerinden en salağıyla -ya da en iyi salak rolü yapanla- da sevgili olmaya karar vermiş, burdan tebriklerimi sunuyorum.
yanlız salak bu şahsın kendisi de, o sebeple dengini bulmuş. aynı topluluktan olmaz ki kızların hepsi. biri duymaz da öteki de mi duymaz? ya kendini süperman sandı, ya kızları gerizekalı. başka iki gerzek daha hatırlıyorum, onlar da eski sevgilileri ile sevgililerini aldatmışlardı, onlar da duyulmaz sanmışlardı.buna ancak gülünür: haha!
evet dostum, çok zekisiniz hepiniz!
neyse, sürüngenlere dönersek. ıslaklar, kışları soğuk yazları sıcaklar, kimini kesiyorsun öleceği yerde çoğalıyor bilmem ne. ama şu insanlardan daha mı iğrençler yani?

25.6.09

rüya

bir rüya gördüm, daha doğrusu iki rüya. birbirinden felakettiler, birbirinden acıklı. gecenin içinde kalkıp hatırlamaya çalıştım başlarını, ama sonları o kadar çarpıcıydı ki başını hatırlayabilmek mümkün değil. kanlar her yerde, acı her yerde. seyirci kalıvermek olan bitene. gerçekte olduğu gibi.
ben hep her şeye seyirci kaldım zaten, her şeye... gelene, gidene, ima edene, tacize, aldatana, terk edene, sevişene, özleyene, bekleyene, aşık olana... ne var ne yoksa hepsine. ruhsuz, donuk, hissiz bir bakış attım hep. umrumda bile olmadılar. sonra iyisi de kötüsü de yitip gidince farklarına vardım bıraktıkları etkilerin. kara delikler, dalgalı kumsallardaki ayak izleri, yaş asfalta adını yazmış çocuğun titrek elleri... yaşarken attığım bakışları atamıyorum geride kalanlara. o kadar basit değil izleri yok etmek. günde bir paket sigara bitirerek, umursamazdan gelip sağda solda gezip tozarak, kusarak-kan kusarak, kahve kusarak, acı kusarak...-, ardı ardına sayfalarca okuyarak filan yitip gitmiyorlar.
kusmak. bedenlerin en güzel fizyolojik hareketi olmalı, en mühimi, en önemlisi, en gereklisi, en lazımı... çünkü ancak kusarak zehirlenmekten kurtulur vücut, sadece kusarak. evet, kusmayı kutsuyor ve yüceltiyorum. Sylvia Plath için sıcak bir banyo neyse, benim için de kusmak o:
"New York'un karmaşasından çok yukarılarda, bu kadınlar otelinin on yedinci katındaki küvette bir saate yakın uzandım ve saflığıma yeniden kavuştuğumu hissettim. Vafitze, kutsal sulara filan ihtiyacım yoktur, ama sanırım dindar insanlar için kutsal su ne anlam taşıyorsa, benim için de sıcak bir banyo aynı anlamı taşıyor." (Sırça Fanus, s.24)