yok sarhoş değilim çok sıkıcıyım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yok sarhoş değilim çok sıkıcıyım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.1.10

hımm...

artık yazmak istemiyorum.
yazıklarımı da beğenmiyorum.
okurken de içim sıkılıyor.
ilerde dönerim bir ara muhakkak ya.
verdiğim geçici rahatsızlıktan ötürü de özür dilerim.

evlenip çoluk çocuk sahibi olup evimde oturmak istiyorum.

ha, 2010, hoşgeldi. ya da boş geldi.
yeni yılınızı da kutlarım.
pıh...

23.12.09

Pagan Poetry

I love him, I love him, I love him, I love him, I love him, I love him... şarkı içinde kaç kere bu cümleyi kuruyor bu kadın? Ağır anlamları olan ve neşeli gibi gözüken bir Björk şarkısı daha işte.
Josef Breuer'in adı geçti makalede, sabah sabah, durduk yere geçiverdi. Öğleden sonra da fizyoloji: kopulasyon. İnsanlar en çok yüz yüze (biri misyoner demişti adına)... neyse.
Sabahları kalkıp gördüğüm rüyayı anımsamaya çalışıyorum. Sonra da bir anlam vermeye... Derken giyiniyorum. Mevsim kış, üşüyorum. Bu yüzden uzun zaman alıyor bu giyinme işi. Dini bir tören sanki. Yaşama devam etmek için mideme bir şeyler girmesini sağlıyorum sonra. Kahvaltılardan hiç hazzetmedim. Okul sonra. Eğer erken çıktımsa ayaklarım beni hep başka yerlere götürüyor. Böylece bu evi aydınlık göremiyorum. Biraz TV, biraz ders, biraz net... Saat geç olmuş ve ömrümün prensi: uyku! En az kusmak kadar severim uykuyu.
Kızlar babalarına benzeyen erkekleri eş olarak seçerlermiş. Sanırım bu kızlar, babalarını sıklıkla görebilen kızlar. Yoksa baba figürünün yerini başka adamlar alabiliyor. Bir erkeği vazgeçilmez kılan, kızın ilk 5 yılında vaktini geçirdiği adamlara ne denli benzediğidir. Doğrusu bu gibi.
Bugün çocukluk fotoğraflarıma bakıyorum. En küçük arkadaşım -ilk 5 yılımda- benden 20 yaş kadar büyük. Annemin anlattığı kadarı ile o zamanlar "aşık olduğum" bir adam var:
Ben ekmeğin kuyruğunu ve kıtır kıtır olan kısımlarını çok severdim. O kısımlar bana ayrılırdı. Ne kadar önemli olduğu aşikar bir çocuk için. Kimle paylaşabilir bunları? Ben iddaya göre aşık olduğum adama saklarmışım:
-Kızım ne olacak o ekmekler? Neden yeleğinin içine doldurdun onları?
-Erdal'a anne, Erdal'a.
(gülüşmeler)
Erdal -bugün fotoğrafta baktım da- 1,80-1,90 boylarında, siyah saçlı, yapılı vücutlu, gözlüklü, ufak kulaklı,  üstü köşeli ufak burunlu, tırnakları sanki etle aynı hizada gibi bombeli ve kalın duran bir adam. Makina ve elektrikle ilgili bir bölümü vardı. Bu adam, evlendiğinde ben kendimi aldatılmış kabul edip uzun süre küsmüştüm. Eşi Nilüfer, bana bebek yapmıştı aramız düzelsin diye. Bezden bir bebek. Yıllar sonra ben, konu Erdal'dan açıldığında, eşinden boşandığını idda eder olmuştum, annemse öyle bir şey anımsamadığını, yanlışım olabileceğini söyledi durdu.
Çocukluğumda avutulmam için bırakıldığım diğer bir adamsa, Yusuf. Yusuf'la ilgili pek bir şey anımsamıyorum bana daktilo getirdiğinden başka. Bu yaz ilk eşinden boşandığı, ikinciyle evlendiği, ondan bir kızı olduğunu öğrendik tesadüfen, hatta ziyaretine gittik. Ben çocukken, Yusuf'un Hatice ile sevgili ya da öyle bir şeyler olduğunu biliyorum. Anladığım kadarı ile ayrılmalı barışmalı, sancılı bir ilişkiydi ve hayır, Yusuf'un ilk eşi bu kadın değildi. Yusuf evlenene dek de bu kadın kimseyle evlenmedi. Yusuf boşandığındaysa artık Hatice evliydi. Şimdilerde bildiğim kadarı ile görüşmüyorlar ama gördüğüm kadarıyla Yusuf Hatice'ye göre fena halde yorgun. Hatice bana bakanlardan bir diğeridir. İlk ergenlik dönemimde de bana annelik yapmaya devam etmiştir.
Bir de babamla annem var elbet. Babam edebiyat öğretmeni, annem de. Babam inatçı, annem de. Annem evlenmeyi hiç düşünmemiş, babam insanların sevgili ve eş olabileceklerine ikna etmiş annemi, ince ince dokuyarak. Babam yaş pasta sevmez, iyi tavla oynar, çok kızmaz ama kızınca da tam kızar-fakat bağırarak döverek değil, kendince-, sözü dinlenir, sakindir.
Benim bir sevgilim vardı. 1,80-1,90 boylarında, siyah saçlı, yapılı vücutlu, gözlüklü, ufak kulaklı, üstü köşeli ufak burunlu, tırnakları sanki etle aynı hizada gibi bombeli ve kalın duran bir adamdı. Makina ve elektrikle ilgili bir bölümü vardı. Beni, insanların sevgili ve eş olabileceklerine ikna etmişti, ince ince dokuyarak. Yıllar sonra bir başka kadını sevdi. Ben kendimi aldatılmış kabul edip uzun süre küsmüştüm. Ayrılmalı barışmalı, sancılı bir ilişkiydi. Yaş pasta sevmez, iyi tavla oynar, çok kızmaz ama kızınca da tam kızar-fakat bağırarak döverek değil, kendince-, sözü dinlenir, sakin bir adamdı. Adı, Yusuf'tu.

7.11.09

ne ayaksın hacı?

aylarca görüşmemiş ve konuşmamışsın birileri ile. aylar sonra bakıyorsun ki birinin saçı uzamış, öbürü epey kilo vermiş filan. işin fiziksel boyutu ilk anda en çarpıcı gözükendir. ama geri kalan tarafları duydukça zamanında yapılmış olan kulenin altında bir kez daha ezilirsiniz karşılıklı. sitemden öte konuşacak söz kalmamıştır zaten.
eğer hayatımda bunlardan birini olsun bir şekilde döndürememiş olsaydım fena halde boğulabilirdim gün itibari ile. hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı gerçiğini kimse değiştiremez. bu da asırların klişesidir zaten: hiçbir şey eskisi gibi olamaz. klişe ama gerçek olması hüzün verici...
kimse kimsenin "sadece arkadaşı" değildir. ya daha çoğu vardır ya da daha azı. ama biz bunu karmaşa olmasın, dallanıp budaklanmasın, anlaması kolay olsun, özel hayata pek dalınmasın, aman ha kimse alınmasın gibi sebeplerden tek kelime altında birleştirip önümüze gelene sunarız. sonra n'olur o arkadaşlara? ilkokul arkadaşlarına, eski sevgili olan arkadaşlara, yolda görünce selam verilip daha da konuşulmayan arkadaşlara, arkadaş gibi anne kızlara, beraber içilip dertleşilen arkadaşlara, birlikte sinemaya gidip filmin övüldüğü arkadaşlara, yılda iki-üç kez görülüp yine de kaldığı yerden devam edilebilen arkadaşlara...? ölünür! ya uğruna ölünür, ya onun açısından artık ölünür, ya ciddi ciddi ölünür-doğru eşek cennetine- özetle bir şekilde ölünür, nasıl ve neden ölündüğününse pek kıymeti kalmaz o saatten sonra.
ben de bazıları için hayalet oldum. bakışları, adımları içimden geçiyor ama fark etmiyorlar bile. umurlarında değil, öldüm çünkü. kimisi de benim için çoktan yitti. geçen zaman boyunca çok şey yaşandı, bitti. üstüne bir de ben bitsem çok mu? ya da o/onlar?
sürekli kendime sorduğum iki soru var:
1-ne istiyorsun?
2-eee, sonra?
tatmin edici cevaplar alamıyorum pek, hatta cevap bile alamıyorum. siz alabiliyor musunuz? ondan da önce, bu soruları kendinize soruyor musunuz?

12.10.09

alkol is a sorte bad thing

en son ne zaman içtim? hımmm. ramazandı. (bu ne laçkalık.+yüzsüzlük) bir daha da içmedim zaten. neyse.
bugün sosyoloji perim sarhoştu. gece rakıyı şaraba katıp götürmüş. o kadar çok içmiş ki, öğleden sonra saat 4'te hala kafası bir dünyaydı. olayın süreç içindeki ve sonrasındaki sonuçlarına gelelim:
kusmuş. o kadar çok kusmuş ki sabaha kadar o kusmuş, ev arkadaşları temizlemiş. bu kadarla kalsa süper.
yeni ayrıldığı ve güya şimdi sıftatı eski olan sevgilisini aramış, çağırmış-hatırlamıyor bu kısmı, sanırım ben aradım, diyor. çocuk sabah 8'de bayan periye peynir yedirme çabası içine girmiş, 9'da da evi terk etmiş geldiği gibi. ben gördüğümde yine yanındaydı. nerdeyse her içenin düştüğü hata-eski sevgiliyi aramak...
sabah derslerde ne yaşadı bilmiyorum ama, akşamüstü çevresinde canını yakmak için koz arayan adamların yanında alenen saçmaladığını da gördüm. "benim dirim, aman senin ölün, işte dirim ölüm iyidir ya, bi laf vardı, neydi?" dedi.
uyurken lenslerimi çıkarın, batıyor demiş, bakmışlar uyuyacak, peri, lensler demişler, lensimi çıkaranın gözünü çıkarırım, demiş. bir şey ye demişler, gidin başımdan ben n'aptığımı biliyorum, diye posta koymuş.
hiçbirini hatırlamıyor.

hatırlamayacağım kadar içmedim, hatırlamayacak kadar içen çok insan gördüm.
çok kustum, acizlik olarak gördüm, çoğunu itiraf etmedim.
içtim diye kimseye koz verecek diyaloglara girmedim. umarım girmem.
eski sevgili... içmesem de yaptığım işti zaten. çok aşıktım(?). o da sarhoşluk gerçi...

velhasıl,
kimle,
nerde,
ne kadar,
ne zaman,
nasıl,
ne
(5n1k kuralı)
içtiğin önemli...
makulse durumlar, yerinde olur içmek bazen de.


PS: şu şarkıyı dinleyin:
jean barbur - gidersen

23.5.09

Bu gece kafayı blogların varlık sebebine taktım. Eski sevgililerin blog açma sebebi olduğuna dair şahsi tecrübelerle desteklenmiş bir teorim mevcut, bakalım...
Hepimiz teşhirciyiz aslında. İlle vücut sergilenir diye bir kural mı var ki? Sayfa sayfa acı, sayfa sayfa ama... Birileri okusun da acısın?, derdimizi anlasın?, mesajlar yerini bulsun? filan diye herhalde. Şu kadarını biliyorum, o da mesajlar yerlerini bulsalar da bundan kimsenin zamanında haberi olmayacağıdır. Ama ne önemi var ki?
Ve ben, uykum da işim de varken, Alsancak'a gittimse bunun suçlusu kimdir? Vişneli cheesecake sever bir adam mı? fakat çikolata soslu olacak Ve Hayalbaz'a gittimse son paramla neyin peşine düşmüşlüğümdür bu? Hayalbaz'da da masalar hep yer değiştirir, servis yapan adını bilmediğim hatunun iç düzensizliğinin sonucu gibi geliyor bana niyeyse, ne büyük özgürlüğü var bir bilse... Ben istediğim yeri dağıtamayan, dağıtsa bile geri geldiğinde eski nizam içinde bulmaya mahkum bir zavallıyım...
Son beş gündür aralıksız içişleri de bu ille de çikolata sosu diye tutturan adama bağlasak?
Olsa öyle bir adam bağlardık da, benimki sırf sebep uydurmaca...