hayat beni neden yoruyosun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat beni neden yoruyosun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.10.10

yok sarhoş değilim çok yorgunum

yorgun olunca şişelerce içmiş gibi süper bir kafam oluyor. vallaha bak. misal şu anda öyleyim. fakat bu saatte de yatsan uyusan sabah 5'te mi kalkacaksın? hadi canım sen de...
hayır, dişe dokunur ne yaptım? bir şey yok. kuzen kıyafet baktı ben mal mal onu bekledim filan. ama asıl nedeni biliyorum: eşofman giyince insan mayışıyor, mayışınca da azıcık fazla efor gerektiren işe girince sapıtıyor.
erken yat, erken kalk, 3 öğün yemeini mutlaka zamanında ye, arada meyveni çikolatanı da ye ama abartma, spor yap, günü gününe ders çalış, ya da teoman'ın anne nasihatlerinden: çok terleme çok yorulma girdaplarında boğulma çok da kitap okuma.
bu arada yeni taktik geliştirdim sorunları görmezden gelip başka konulara atlıyorum. bir gün patlarlar ama bekliyorum.
salak bir de telefon sapığım var. gerçek bir sapık. bir yıl sonra "bu numarayı hatırladın mı?" diye soruyor filan. ne çeşit bir manyak olabilir diye beni düşündürüyor. bugün atv haberde sevdiği kız olmaz demiş diye kızın annesini öldüren bir psikopat vardı, korkuyorum o tip bir herifse diye. bunlar da birilerinn başına bir şey gelmeden yazılmış son notlar olmaz inşallah, altı üstü paranoya yapıyorumdur, hepsi geçer.
babama muz yemek istemiyorum dedim, bana sigraya mı başladın yine dedi. bence çok alakasız. ama kendisine sormadım. bilgisayarı da kapatmamı salık verdi. yat uyu dedi.
fizy mallık yapmasın bir de. altı üstü üç beş bülent ortaçgil şarkısı dinleyecektim.
ya bir de cansu benle ne msnden konuşuyor ne de mesajlarıma cevap veriyor, sadece facebooktan pm atıyor ve blog üstünden tepki veriyor. soruyorum neden cansu?
yahu tıpır tıpır üç beş damla düşerken gökkuşağına bakalım üstümüzde battaniye yanımızda arkadaşlar, sevgililer filan, takılalım diyorum. olmaz mı?

7.5.10

noldu şimdi?

ben yoruldum. o yoruldu. biz yorulduk. yorgunuz.
sanırım sıkıldım.
öf.
yemek filan yiyebilirim galiba. akşam da teoman konserine gidebilirim bence.
"bence boşver gitsin ya. senin iyliğin için söylüyorum."
dinlemek dinlememek arası....
eyh.

23.12.09

Pagan Poetry

I love him, I love him, I love him, I love him, I love him, I love him... şarkı içinde kaç kere bu cümleyi kuruyor bu kadın? Ağır anlamları olan ve neşeli gibi gözüken bir Björk şarkısı daha işte.
Josef Breuer'in adı geçti makalede, sabah sabah, durduk yere geçiverdi. Öğleden sonra da fizyoloji: kopulasyon. İnsanlar en çok yüz yüze (biri misyoner demişti adına)... neyse.
Sabahları kalkıp gördüğüm rüyayı anımsamaya çalışıyorum. Sonra da bir anlam vermeye... Derken giyiniyorum. Mevsim kış, üşüyorum. Bu yüzden uzun zaman alıyor bu giyinme işi. Dini bir tören sanki. Yaşama devam etmek için mideme bir şeyler girmesini sağlıyorum sonra. Kahvaltılardan hiç hazzetmedim. Okul sonra. Eğer erken çıktımsa ayaklarım beni hep başka yerlere götürüyor. Böylece bu evi aydınlık göremiyorum. Biraz TV, biraz ders, biraz net... Saat geç olmuş ve ömrümün prensi: uyku! En az kusmak kadar severim uykuyu.
Kızlar babalarına benzeyen erkekleri eş olarak seçerlermiş. Sanırım bu kızlar, babalarını sıklıkla görebilen kızlar. Yoksa baba figürünün yerini başka adamlar alabiliyor. Bir erkeği vazgeçilmez kılan, kızın ilk 5 yılında vaktini geçirdiği adamlara ne denli benzediğidir. Doğrusu bu gibi.
Bugün çocukluk fotoğraflarıma bakıyorum. En küçük arkadaşım -ilk 5 yılımda- benden 20 yaş kadar büyük. Annemin anlattığı kadarı ile o zamanlar "aşık olduğum" bir adam var:
Ben ekmeğin kuyruğunu ve kıtır kıtır olan kısımlarını çok severdim. O kısımlar bana ayrılırdı. Ne kadar önemli olduğu aşikar bir çocuk için. Kimle paylaşabilir bunları? Ben iddaya göre aşık olduğum adama saklarmışım:
-Kızım ne olacak o ekmekler? Neden yeleğinin içine doldurdun onları?
-Erdal'a anne, Erdal'a.
(gülüşmeler)
Erdal -bugün fotoğrafta baktım da- 1,80-1,90 boylarında, siyah saçlı, yapılı vücutlu, gözlüklü, ufak kulaklı,  üstü köşeli ufak burunlu, tırnakları sanki etle aynı hizada gibi bombeli ve kalın duran bir adam. Makina ve elektrikle ilgili bir bölümü vardı. Bu adam, evlendiğinde ben kendimi aldatılmış kabul edip uzun süre küsmüştüm. Eşi Nilüfer, bana bebek yapmıştı aramız düzelsin diye. Bezden bir bebek. Yıllar sonra ben, konu Erdal'dan açıldığında, eşinden boşandığını idda eder olmuştum, annemse öyle bir şey anımsamadığını, yanlışım olabileceğini söyledi durdu.
Çocukluğumda avutulmam için bırakıldığım diğer bir adamsa, Yusuf. Yusuf'la ilgili pek bir şey anımsamıyorum bana daktilo getirdiğinden başka. Bu yaz ilk eşinden boşandığı, ikinciyle evlendiği, ondan bir kızı olduğunu öğrendik tesadüfen, hatta ziyaretine gittik. Ben çocukken, Yusuf'un Hatice ile sevgili ya da öyle bir şeyler olduğunu biliyorum. Anladığım kadarı ile ayrılmalı barışmalı, sancılı bir ilişkiydi ve hayır, Yusuf'un ilk eşi bu kadın değildi. Yusuf evlenene dek de bu kadın kimseyle evlenmedi. Yusuf boşandığındaysa artık Hatice evliydi. Şimdilerde bildiğim kadarı ile görüşmüyorlar ama gördüğüm kadarıyla Yusuf Hatice'ye göre fena halde yorgun. Hatice bana bakanlardan bir diğeridir. İlk ergenlik dönemimde de bana annelik yapmaya devam etmiştir.
Bir de babamla annem var elbet. Babam edebiyat öğretmeni, annem de. Babam inatçı, annem de. Annem evlenmeyi hiç düşünmemiş, babam insanların sevgili ve eş olabileceklerine ikna etmiş annemi, ince ince dokuyarak. Babam yaş pasta sevmez, iyi tavla oynar, çok kızmaz ama kızınca da tam kızar-fakat bağırarak döverek değil, kendince-, sözü dinlenir, sakindir.
Benim bir sevgilim vardı. 1,80-1,90 boylarında, siyah saçlı, yapılı vücutlu, gözlüklü, ufak kulaklı, üstü köşeli ufak burunlu, tırnakları sanki etle aynı hizada gibi bombeli ve kalın duran bir adamdı. Makina ve elektrikle ilgili bir bölümü vardı. Beni, insanların sevgili ve eş olabileceklerine ikna etmişti, ince ince dokuyarak. Yıllar sonra bir başka kadını sevdi. Ben kendimi aldatılmış kabul edip uzun süre küsmüştüm. Ayrılmalı barışmalı, sancılı bir ilişkiydi. Yaş pasta sevmez, iyi tavla oynar, çok kızmaz ama kızınca da tam kızar-fakat bağırarak döverek değil, kendince-, sözü dinlenir, sakin bir adamdı. Adı, Yusuf'tu.

19.10.09

sürün(gen)

pes, her gün yazacak bir şeyler mi çıkar? ama çıkıyor...
sürüngenler üzerine mi yazmaktan başlasam bilemedim...
şimdi, biz en ilkel canlılardan olan sürüngenleri pek hoş karşılamıyoruz, insanız ya, aştık tabii, beğenmiyoruz filan.oysaki bu canlıların her şeyleri basit arkadaşım. dolaşım, boşaltım, üreme, rutin hareketler, avlanma, av olma, yaşam alanları vd. ama insan öyle mi ya? her şeyi karmaşa, kaos.
kaosun sunduklarıyla yetin! kafanın dikine gitme! bi bok elde edilmiyor inatla!
bugün öğrendim ki, kimse göründüğü kadar saf değildir. işbu cümledeki saf kelimesi aklınıza gelen her türlü anlamda, evet. nasıl mı?
bir adam varmış, canı sıkılan, sonra bu adamı ciddiye almışız biz bir kaç kız, en ciddiye alanımızın üstüne kalmış adam da, e hayırlısı. fakat adamın iğrençlikleri sıralansa izmir'den ağrı'ya yol olur. yazmaya başladım da yazmaktan sıkıldım sildim.o derece.
mini özetle: adam bilinen rakamla bir üç kıza birden yazmış. durumu fark etmiş olana da "ayıp ediyorsun, yazık ediyorsun, haksızlık ediyorsun" filan demiş. içlerinden en salağıyla -ya da en iyi salak rolü yapanla- da sevgili olmaya karar vermiş, burdan tebriklerimi sunuyorum.
yanlız salak bu şahsın kendisi de, o sebeple dengini bulmuş. aynı topluluktan olmaz ki kızların hepsi. biri duymaz da öteki de mi duymaz? ya kendini süperman sandı, ya kızları gerizekalı. başka iki gerzek daha hatırlıyorum, onlar da eski sevgilileri ile sevgililerini aldatmışlardı, onlar da duyulmaz sanmışlardı.buna ancak gülünür: haha!
evet dostum, çok zekisiniz hepiniz!
neyse, sürüngenlere dönersek. ıslaklar, kışları soğuk yazları sıcaklar, kimini kesiyorsun öleceği yerde çoğalıyor bilmem ne. ama şu insanlardan daha mı iğrençler yani?

15.10.09

çıldırmak

elinden bir şey gelmediği oldu mu yoksa her daim hayata karşı motive bir insansın da anlamaz mısın bu durumlardan?
bir yere emek verirsin, gerçekten uğraşırsın, biri dağıtır kucağına hatta suratına atıverir, küfür gibi. sana atan olmadı mı, oldu da duymadın mı?
hiç metale asit döktün mü? nasıl kabarır ama yok da olur. insanlar öfkeleri içinde böyle oluyorlar, dikkat ettin mi? "kontrolsüz güç güç değildir", anımsadın mı?
sen hiç yaşayan birini yitirdin mi? elleri içinde ölüp gittin mi?
"mika dönmüş!"  dediğinde boş boş bakan "yakın"ların oldu mu suratına kez kere kez? anladın mı bunu yoksa sen de mi kalakaldın?
"hayır, iyi bi' yer bu dünya!" dediğinde ille de kötü şey geldi mi başına? "yeter!" dedin mi hiç? sonunda da "mal" ilan edildin mi hiç?
"beni sizler delirttiniz." cümlesini cem karaca'dan duydun mu hiç?
bunca soru bir şey ifade etti mi? etmedi mi?

biterken çalan: yasemin mori - aslında bir konu var