25.07.2017

I can't understand this at all.

Bütün o Balkanlar'ın Sırbistan topraklarındaki kısacık geziden sonra ruhumun bir parçasını orada bırakıp dönmüştüm. Sonra karşıma bir Macaristan macerası çıkmıştı. Hiç kimsem olmasa çeker giderdim, burası kesin. Ama benim hep birilerim vardı zaten. Bu da kesin. Belki de insanları bahane ediyorum, kim bilir.
Bugün Omohide Poro Poro'yu izleyince muhteşem Balkan ezgileriyle karşılaştım. Japon kırsalından öte, bizim ve Macarların da kırsalının benzer olduğunu, belki de bunca farklılığın şehirleşme olduğunu düşündürdü. Siz doğaya iyi bakarsanız o da size iyi bakar, filmin temel varsayımlarından biri.
Klasik dinlerde hep görülen şeyler; doğaya saygı göstermek, erkeğe güvenmek ve onun seçimlerini izlemek... Sıklıkla kapıldığım bu "insanın özgür iradesi" bilmecesi yine karşıma çıkıyor. Kır yaşamı mı çok şirin gösteriliyor, biz mi çok kendimizi hırpalıyoruz?
Sırbistan'da gece yarısı bir şehirden başka bir şehre geçtim. Belgrad bile ufacık sayılır, en fazla iki günde geniş geniş gezilebilir. Düşünün ki kalan yerlerinin ne kadar küçük olabileceğini... Novi Sad'e ulaşmak üzere indiğimde tüm şehir içi servisleri bitmiş, otele ulaşmak için araca ihtiyacım varken yerelden bir taksiciyi çağırtabilmiştim 20 dolara. Yol boyunca bitip tükenmek bilmez bir döngüde Sırp halk türküsü çaldı durdu. Karanlık kır yolları... Burada, Türkiye'de, turist olarak başınıza geleceklerden korkarsınız, orada sizin turist olarak yapabileceklerinizden daha çok çekiniyorlardı. Şimdi Sebestyen Marta'yı dinlerken o gece yolculuğu geldi aklıma. Akabinde de akşamüstünde o sonsuz tarlaları geçtiğimiz 90'lardan kalma otobüs yolculuğu. Yanlış anlaşılmasın, 2000'lerin araçları söz konusu bile değil ülkede. Nostalji çabası filan değil yani.
Selçuk -İzmir'deki Selçuk- şu haliyle bizim için çok dost canlısı, güvenli ve sevimli. İnsan İzban çalışmaları hem bi an önce bitsin istiyor hem de hiç yapılmasın. Küçük, ama her türlü imkanı içinde barındıran, ağaçlarla, leyleklerle, antik kentlerle, modern evlerle iç içe, değişik bir dengesi olan nefeslenmelik yer Selçuk. Bir ayağı Kuşadası, bir ayağı Şirince, diğeri de İzmir.
Müge Anlı programına konu olan küçük köyler gibi değil.
Gidip görmesem de o yerleri içimde daralmalar oluyor, belki önyargıdandır. Yobazlıktan, dedikodudan, hasetlikten birbirini öldüren, çocuklara tecavüz eden, birinin elini tuttu diye kızını ahıra kapatıp aylarca çıkarmayan psikiyatri kliniklerinde yatanların daha az deli olduğunu düşündüren açık akıl hastanesi gibi geliyor bazı köyler.
Teknoloji ve nimetleri ziyadesiyle iş kolaylaştırıcı ama gerçekten şuradan buraya gitmedikçe ne durumda olduğunu anlamıyorsun. Hala bana Azeri kanallarının yayınları da 90'ları anımsatır mesela. Belli ki teknoloji o kadar ilerlememiş sanki. Ya da geçenlerde tartıştığımız Kuzey Kore var. Orada doğup dış dünyadan bir haber büyüseydim mesela daha mı mutlu olurdum? İşte insanın özgürlüğü. Elimizin altında her şeyin olmasına şükür mü etmeli yoksa küfür mü bilemiyorum bazen.
Şu eğitim sistemini de Finlandiya ile kıyaslamayı bırakacaklar mı? Hakikaten anlamsız.
Finlandiya'daki okulları gezen bir öğrencimiz sunum yapmıştı. Hemen her şeyin fotoğrafını çekmiş ve mesafeleri nüfusu iklimi onu bunu anlatmış olduğu için yaptığım çıkarımları söyleyeceğim. Okullar ormanın içinde. Çitleri yok. Hava -10larda geziyor. İnsan sayısının Türkiye'ye oranı: 80.000.000/5.500.000. Sırf Ankara'da şu an Finlandiya nüfusunun hepsi kadar insan yaşıyor. Bu küçük yerin Nokia'nın yaratıcısı filan olduğunu da not düşersek. Salak salak kıyaslara girip adamın canını sıkmayın demek istiyorum.
Yani anlatabiliyor muyum? Kent nüfusunun eğitimsizliği bir yana kır nüfusuna eğitim sağlık hatta elektrik su gibi temel ihtiyaçların yer yer ulaşmadığını varsayarsak bu kriminal köylere göçüp mutlu olur muyuz Omohide Poro Poro'daki gibi? Hiç umudum yok.
Belki de bir arkadaşın dediği gibi mutlu olsak da mutlu olmuyoruzdur. Bunu kabul ederek bazı şeyleri de kabul edebilirizdir.
1,5 saat daha buralardayım. Bir film daha mı izlesem yoksa başka şeylerle mi ilgilensem hiç bilmiyorum.
Bu kadar Balkan ezgisi yeterli.
Melody of certain damaged lemons.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder