mesela şimdi az buçuk saçma filan olabilir ama şöyle bir durum var: eski sevgilimin yeni sevgilisini az biraz hayranlıkla takip edebilirim gibi duruyor? çünkü hatta yakın arkadaşım olsun bence. hani bak cümle kuramadım. şaşakınım. kızla "overlap" durumları fena yerlerden feci şekillerde mevcut. ayrışan taraflar daha bi bilemedim ben onu. şu hayatta tezer özlü vs. o zaman diyeyim ki ben de demir özlü'ye geçtim ki abisi tezer özlü'nün. "bir küçükburjuvanın gençlik yılları". ama leyla erbil konusunda sorunlarım var bak yardım ederse kabul ederim ben.
yukardaki cümleleri anlamlı hale getirebilirim tabi ama getirmemeyi tercih ederim. hayır, böyle bir sanat akımı filan yok telaş yapmayalım. bu benim beceriksiz saklama çabam.
da bir şey yazmaya her kalkışımda kafam karışmasa da bir bütünlük tutturabilsem diyorum. olmuyor. mesela katatonia opeth'ten daha çekilir benim gözümde. ama ne alaka şimdi. hatta biri dinlenesiyse öbürü çekilesi desem dayak mı gelir? bilemem.
referandum hakkında konuşmaların bir süre daha gidecek olması içimi sıkıyor. bazı konuların neden asla sonu gelmiyor ki? günde 5 ayrı yerde oturuyorsam 5 ayrı kez tartışılıyor mevzu. bugün de posta'da bir haber okudum: sezen aksu "evet!" dedi diye konak'taki sezen aksu mahallesi sakinleri mahallenin adı değişsin kampanyası düzenlemiş.
sonra bugün gündem boş kalınca ne yapacağını şaşıran gündem sıçıcılar geldi aklıma. küçük prens kitabındaki bendeki çevirisiyle "buyurgan bir türk hükümdarı" cümlesinin her yayınevinden çevirisini yayınlayıp atatürk'e hakaret mi değil mi tartışması başlatmışlardı. duyan da kitap iki gün önce çıktı sanır. o yüzden bu arkadaşlara gündem sıçıcı deme arzusu duydum. ardından da aklıma setevie ile geçen konuşmamız geldi:
şerefsiz kelimesini yeni öğrenen stevie'e kelimenin anlamını söylüyoruz, çok da kullanma başın belaya girer diye akıl veriyoruz. ve stevie şaşırıp: ingiltere'de birine deseniz peki diyip geçer. diyor.
atatürk'e hakaret mi o cümle? bilmem, hakaret mi? tavla oynarken şerefiz dediğimizde gülüp geçebiliriz ama sarhoşken biri bize şerefsiz derse döver miyiz? ya da hakkıyla da alsa karşı takım şerefsizdir ya. bilemedim, hakaret anlayışımız nasıl bizim. herhalde anlık bir mevzu. mesela 50 yıl önce ilk çevrildiğinde ya da yazıldığında dikkat çekmeyen cümleler boşlukta önümüze getirilebiliyorlarsa hakaret göreceliliği mi desek ne desek?
velhasıl, gündem tıka basa referandumla dolu. yarınki oylamada çıkan sonucun ardından söylenecek cümleler de çoktan hazırlandı. herkes tetikte bekliyor. sonuç ne çıkarsa o seneryo alınıp okunmaya başlanacak. bir süre de referandumun ardından temalı haber ve tartışma programları izleyeceğiz. gelecek seçimlerle ilgili kestirmeler yapılacak. ama bunun da son kullanma tarihi gelecek nihayetinde. ben tostumu yedim sıkıntıyla bekliyorum sussunlar artık diye. ve merak ediyorum, bir sonraki gündem konumuzun başlığı ne olacak? rus katherina aslında rus değilmiş filan mı?
bir de bezmişliğin verdiği sıkıntıyla biraz da konuyu benim sündürmemin çelişkisi paha biçilemez.
29.8.10
böh
yazasım gelmiyor. çünkü bu aralar çok fazla konuştum insanlarla biriken bir şey yok.
şarkıların remixleri genelde kötü oluyor. biri bunu söylemeli! mesela madonna'nın celebration şarkısı normalde güzel ama remix olmuş beğenmedim arkadaş. besame mucho parçası ya da. kaç çeşit versiyonu var? sayamazsınız. la isla bonita da öyle. all along the watchtower bile öyle. güzel bir parça görünce dayanamayıp coverlamak mixlemek arzusu... gerçi bazen çok iyi işler çıktığını da kabul etmeli.
ne diyorum ya?
açıköğretim fakültesi derslerine çalşmadım, çalışmıyorum.
hayaller var icraat yok modu. mesela okul zamanı okulla bir gitmiyor tatil gelince bol bol çalışırım dedim, tatil geldi çok sıcak yaaa! diye çalışmadım, okul yine açılınca havalar serinler de kütüphanede çalışırım diyorum. yersem yersen yerse yersek yerseniz yerlerse...
düşün ki ingilizce kursunun gerekliliklerini bile yerine getirmiyorum ama ielts'ten tabiiki 7,5'tan aşağı almam özgüveni var. nasıl bir salaksam. dur ya ben boyumun ölçüsünü alıp oturayım yerime. bu mallıkla bir yere varılamaz.
bu arada candela şarkısındaki dikkat edilecek noktayı unuttum yazarken iyi mi? ahahah ama kaçırmamışım. da ne uzun şarkıymış be! latin ateşi günümde değilim belli. hayır bir de hızlı konuşuyor, ona rağmen 5 dakikayı geçti susmadı. bir insanın şarkı içinde bu kadar çok şey söylemek arzusunda olması beni korkutur. tam 7 dakika sonunda bitti!
ha bir de madonna dinlerken yamuluyorum. don't cry for me argantina ile die another day arasındaki dağlar kadar fark... ya da like a virgin'deki sesi.
bütün bu şarrkıların linklerini versem dedim, pek üşendim. fizy.com'a adlarını yazın çıkar. ne üşengeç oldum ya bu aralar. oblomov halt edecek yakında.
hadi ben ödev yapayım madem öfleye püfleye. sonra da herkes bana 100 versin isteyeyim.
şarkıların remixleri genelde kötü oluyor. biri bunu söylemeli! mesela madonna'nın celebration şarkısı normalde güzel ama remix olmuş beğenmedim arkadaş. besame mucho parçası ya da. kaç çeşit versiyonu var? sayamazsınız. la isla bonita da öyle. all along the watchtower bile öyle. güzel bir parça görünce dayanamayıp coverlamak mixlemek arzusu... gerçi bazen çok iyi işler çıktığını da kabul etmeli.
ne diyorum ya?
açıköğretim fakültesi derslerine çalşmadım, çalışmıyorum.
hayaller var icraat yok modu. mesela okul zamanı okulla bir gitmiyor tatil gelince bol bol çalışırım dedim, tatil geldi çok sıcak yaaa! diye çalışmadım, okul yine açılınca havalar serinler de kütüphanede çalışırım diyorum. yersem yersen yerse yersek yerseniz yerlerse...
düşün ki ingilizce kursunun gerekliliklerini bile yerine getirmiyorum ama ielts'ten tabiiki 7,5'tan aşağı almam özgüveni var. nasıl bir salaksam. dur ya ben boyumun ölçüsünü alıp oturayım yerime. bu mallıkla bir yere varılamaz.
bu arada candela şarkısındaki dikkat edilecek noktayı unuttum yazarken iyi mi? ahahah ama kaçırmamışım. da ne uzun şarkıymış be! latin ateşi günümde değilim belli. hayır bir de hızlı konuşuyor, ona rağmen 5 dakikayı geçti susmadı. bir insanın şarkı içinde bu kadar çok şey söylemek arzusunda olması beni korkutur. tam 7 dakika sonunda bitti!
ha bir de madonna dinlerken yamuluyorum. don't cry for me argantina ile die another day arasındaki dağlar kadar fark... ya da like a virgin'deki sesi.
bütün bu şarrkıların linklerini versem dedim, pek üşendim. fizy.com'a adlarını yazın çıkar. ne üşengeç oldum ya bu aralar. oblomov halt edecek yakında.
hadi ben ödev yapayım madem öfleye püfleye. sonra da herkes bana 100 versin isteyeyim.
19.8.10
kiracı
saçlarımı kestirsem önden bi bioform yaptırıp. ama küt. küt ve kıvırcık olsa bu işlemler sonucu. sonra karamel rengine boyatsam. derken yeşil lens alsam bu defa. burnumu da nehir erdoğan'ınki gibi yaptırsam. biraz göğüslerime biraz bacaklarıma ekleme yaptırsam. lazerli epilasyona girsem. bir tane audi çeksem mesela altıma şöförlü. altın sarısı-beyaz karışık bikini ve hasır şapkam olsa bir de üç parmak uzunluğunda kot şort geçirsem altıma. "au revoir!" desem ve gitsem sonra. gitsem öylece ya. bodrum'a da gitsem eastanbul'da da yaşasam. yolda giderken de franboğazlı ve çikolatalı dondurma yesem. ben en büyük derdim yolun sağını mı yoksa solunu mu izlesem olurken biri de eylül sonuna dek olacaklara katlansa. ne bileyim en basitinden şu açıköğretimin sınavına girse bile olur. ya da hazır gitmişken iki sene dönmeyeyim ben. işi gücü de bulsun, bir düzen yerleştirsin, veya yüksek lisansa kabul edilsin, evlensin hatta gerekirse bir de üstüne boşansın... hayatımda bana zerre faydası olmayan insanları yollasın, söylenmesi gereken lafları söylesin, çekilmesi gereken restleri çeksin, bir yabancı dil daha öğrensin filan... hayatımın o iki yılını deneylerle doldursun işte. ben de her türlü sonucu hiç acı ve sıkıntı çekmeden ama belki olabilecek mutluluklardan da feragat ederek görmüş olsam. temizlenmiş ve temeli sağlamlaştırılmış bir hayata kiracı çıksam.
Nerden geldik buraya?
aslında bir konu var,
bu ne biçim hikaye böyle
16.8.10
saat 10:41'miş
yıllardır 10:41'i görmedim öyle bi zaman dilimi olamazmış, biri eklemiş gibi geldi.
şimdi de 11:16 olmuş ama onu o kadar garipsemedim.
yineeee mideeeeem altüssssst.
bu sefer derdim başka. dayanamadım bu defa.
12:25 oldu. steve'e mail atmam lazım ama ingilizce hiçbir şey yapasım yok. maili de türkçe atsam anlamaz.
birileri gelsin. özge mesela. "e kızım dedik ya." desin. onur gelsin "..." desin. onur susunca ben anlarım onun demişliğini. ferit gelsin "heaaa!" desin. cansu gelsin "hepsi eşşek bunların!" desin. didem gelsin "yani.. şimdi... haklısın tabi de.. ne bileyim... bilemedim..." desin. pelin gelsin "pınar sen ne karar verirsen ver arkandayım." desin. öbür cansu gelsin "pınar bu adam seni tüketiyor." desin. zeynep gelsin "üzülme koca götlü." desin... gelecek tepkileri tahmin edebilsem de bin kere anlatayım çünkü çok sustum. o kadar sustum ki sabahın 8'inde hepsini kustum!
13:32. hala steve'e mail atmam lazım. ya da sunum hazırlamalıyım.mide bulantım geçti gibi.
14:43. steve'e mail attım. evde duramıyorum ama evden de çıkamıyorum. annemin ayağının ameliyat olma ihtimali bi yanda, belki de verilmeyecek olan bi tepkiyi bekliyor olmam diğer yanda. yemek yemeye karar vereli saatler oluyor, görkem kalkınca kalkıp yemek ısıtabilmeye gidebildim. midemdeki taş hala yerinde. bir de saatlerdir aynı mfö şarkıları dönüyor, biri kapatsın!
14:50 yemeği kaynattım adeta. mfö'yi de kapadım. rosa'yı açtım.
15:00 ensemde yusuf'un beni aldattığını öğrendiğimde hissettiğim aslında var olmayan kaynar sular geri geldi. bu yazıya bir çöküşün başlangıcı diye başlık koymak geldi içimden ama uyanmasını bekliyorum. daha orda saat 8. takribi iki saatim daha var. umarım annem de döner o süre zarfında. gideli çok oldu. babam bir kez aradı ama ba bö ka ls al diye ses geldiğinden hiçbir şey anlaşılmadı. 5 kilo daha verirsem 40 kilo olurum ve ıssıttınsa ye artık.
16:01 annem eve geldi, iyi. steve sunum için bir hafta daha verdi.
18:53 susadım.
şimdi de 11:16 olmuş ama onu o kadar garipsemedim.
yineeee mideeeeem altüssssst.
bu sefer derdim başka. dayanamadım bu defa.
12:25 oldu. steve'e mail atmam lazım ama ingilizce hiçbir şey yapasım yok. maili de türkçe atsam anlamaz.
birileri gelsin. özge mesela. "e kızım dedik ya." desin. onur gelsin "..." desin. onur susunca ben anlarım onun demişliğini. ferit gelsin "heaaa!" desin. cansu gelsin "hepsi eşşek bunların!" desin. didem gelsin "yani.. şimdi... haklısın tabi de.. ne bileyim... bilemedim..." desin. pelin gelsin "pınar sen ne karar verirsen ver arkandayım." desin. öbür cansu gelsin "pınar bu adam seni tüketiyor." desin. zeynep gelsin "üzülme koca götlü." desin... gelecek tepkileri tahmin edebilsem de bin kere anlatayım çünkü çok sustum. o kadar sustum ki sabahın 8'inde hepsini kustum!
13:32. hala steve'e mail atmam lazım. ya da sunum hazırlamalıyım.mide bulantım geçti gibi.
14:43. steve'e mail attım. evde duramıyorum ama evden de çıkamıyorum. annemin ayağının ameliyat olma ihtimali bi yanda, belki de verilmeyecek olan bi tepkiyi bekliyor olmam diğer yanda. yemek yemeye karar vereli saatler oluyor, görkem kalkınca kalkıp yemek ısıtabilmeye gidebildim. midemdeki taş hala yerinde. bir de saatlerdir aynı mfö şarkıları dönüyor, biri kapatsın!
14:50 yemeği kaynattım adeta. mfö'yi de kapadım. rosa'yı açtım.
15:00 ensemde yusuf'un beni aldattığını öğrendiğimde hissettiğim aslında var olmayan kaynar sular geri geldi. bu yazıya bir çöküşün başlangıcı diye başlık koymak geldi içimden ama uyanmasını bekliyorum. daha orda saat 8. takribi iki saatim daha var. umarım annem de döner o süre zarfında. gideli çok oldu. babam bir kez aradı ama ba bö ka ls al diye ses geldiğinden hiçbir şey anlaşılmadı. 5 kilo daha verirsem 40 kilo olurum ve ıssıttınsa ye artık.
16:01 annem eve geldi, iyi. steve sunum için bir hafta daha verdi.
18:53 susadım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)