26.4.10

teomanlı geceler.

björk bağırmasın!
içimdeki björk de karşılık olarak bağırıyor, hoş olmuyor. kulakları sağır edici.
bence olabilecek en güzel şey kendine çaktırmaksızın kendini kandırabilmektir. mutluluk!
sigara erkeklerin değil kadınların eline yakışıyor. buna kanaat getirdim. (onur hariç)
bazen rükneddin'e gülüyorum. iyi adam rükneddin vesselam. pompei'de yaşar.
şimdi gitsem pencere pervazında sigara içsem saatlerdir aynı yerde oturan ebeveynlerimden biri muhakkak gelirler, içemiyorum. siz siz olun ebeveynsiz ortamlarda yaşayın.
fakat izmir'deki 2 cinayet nedir?
ya da siir'teki tecavüz davaları?
"çekip gidesim var artık yalan dünyadan."
içimi sıkan bir tarafı var. sonu gelmez bir boğuculuğu. çözemedim. ortada sorun da yok ama belki de görünmez sorunlar vardır. ya da belki ben de "mutsuzluk yaratmak üzere dünyaya gelmiş"imdir. hatta belki de kadınların genel yapısıdır bu, sükunetten husumet yaratmaca. bilemedim.
seçimlerimiz ne kadar doğru? bunu sorgulamak bizi bi yere götürür mü?
bugün kampüste baktım, herkes üniversite öğrencisi. yani liseyi bitirmiş, öss'den geçmiş insanlarız hepimiz. bütün o süreci yaşadık. aynı süreçleri. ama çok farklıyız. kadınsı erkekler, erkeksi kadınlar, çocuksu kadınlar, melankolikler, neşeliler, günde 2 paket sigara bitirenler, sigaranın kokusuna tahammül edemeyenler, sosyoloji sever mühendisler, sosyoloji bölümünü seven mühendisler, o bu şu!
(feel good inc - editors, bak bunu dinlemek gerek işte)
oturduğumda yazacak çok şeyim vardı. yanlış da değil gerçi, bak bu ikinci yazı. yine de istediğimi yazamıyorum sanırım. belki açık etmeye ilişkindir olan biten, belki de düzgün gidişinden bazı şeylerin.
emin olduğum ve herkesin emin olduğu nokta: giden dönmez.
fiziksel olarak bile çocuklaşılmış artık. bütün gençlik hevesleri de yitmiş. "adam olmak" peşinde, kendini bulmak peşinde, dibine kadar bireysellik, ben merkezcilik ve evet bencillik peşinde. böyle bir adama yapılacak hiçbir şey yoktur. konuşmalarla ikna edilemez. susuşlar da bir yere varmaz. bildiğini okuyacaktır. sonunu çok net görmediğiniz tecrübelerin aktarımlarından faydalanmazsınız. faydalanmayacaksınızdır da.
21-black.
back to black.

izmir'e dönüş

bayadır yazmadım. ama bayadır.
yollara gittim, sonra döndüm. yollar yorarlar. burası kesin.
mersin-istanbul-çandarlı. akdeniz-marmara-ege.
arada doğum günüm geçti. nedendir bilmiyorum benle aynı gün doğan bir sürü insan tanıyorum ve tiksindim doğum günümden adeta. bütün günler çuvala girmişcesine. en tiksindiğim en kıskandığım ve sinirimden köpürdüğüm kadınla bile aynı gün doğma başarısını gösterdiğim için (daha doğrusu bu başarı ona ait, zira benden sonra gelen o.) tebrik ediyorum gerekli kim varsa bu işte. kendimi onun resimlerine bakmaktan alamıyorum ve bu yılki doğum günü kutlamasına rastlayamadığım için merak bile ediyorum. bana ne peki? çok saçma. ama durum bu.
(lady gaga bad romance adlı şarkıyı fransızca söyledi az önce? neden acaba araya fransızca da katmış?)
derince bir nefes almak ve böyle şeyleri es geçmeyi öğrenmek lazım.
mersin ufacık bir yer. bir günde gezip bitirdik. eğer yolunuz düşerse atom için, tantuni yiyin, cezerye yiyin ve ben yiyemedim ama siz kerebiç yiyin. psikodrama insana inanılmaz bir içgörü kazandırır, bir kez daha ispatlandı. fırsatınız ve vaktiniz olursa katılın derim. deneyselci mi olsam dedim? (deney satarım?)
istanbul ise her daim koskocaman. sanırım her yerini gezmek namümkün. bu kez cevahir, natülüs, yine taksim, tuzla ve kadıköy'e gittim. cansu'yu gördüm ne büyük mutluluk. cansu'ya sayfalarca mektubum var!
çandarlı'da birisi yelkovanı tutuyor gibi. 3 gün geçirdim ama sanki bir hafta sürdü. ödev yaptım bitirdim, insaf.
istanbul'un üstüne nereye gidersen yavaş geleceğini düşündüm şimdi de.
öfkemi yenmeyi öğrenmişim ben. az önce midem ekşimiş kusmak üzreydim, şimdi sanki hiçbir şey olmamış gibi.
yeni bir metin yazmalı. bu sanki biri bana nasılsın iyi misin neler yapıyorsun? diye sormuş ben de onu cevaplamışım gibi oldu.
bu arada dünya üstündeki bütün kitap fuarlarını tanrı kutsasın! (burdan tanrı'ya da seslendim, tam oldu.)

11.4.10

eski acıların kabuklarını kaldıranlar.

bütün meselemiz bir adamı iliklerine dek özlemekte. susuz kalıp gece yarısı uyanınca baş ucundaki sürahinin boş olması gibi dokunamıyor olmak. araya kilometreler girmiş. mutfak da öyle gecelerde adeta millerce uzaktadır ya. işte öyle.
bütün meselemiz ideallerimizin saçma sapan gelmesi diğerlerine. bir an evvel işe başlamak gerekliliğinin göze sokulması. ikinci üçüncü dördüncü üniversiteler okunulup ne yapılacak, sonu yok bunların. bu sebeple salla başı al maaşı ebediyen aynı çarkta kıvran dur. bu okumaktan dahaca iyi. ı ıh. hayattan zevk almayan birini dört duvar arasına koyup tüm gün hesap yaptırmak, kağıt doldurtmak filan bence onu ikinci kez öldürmektir. ben bir daha ölmek istemiyorum. kpss'ye de gir-mi-yo-rum! en azından seneye ve bu sene.
ben bu adamı özlüyorum.
ben bir adamı özlüyorum.
tenim tenine dikilmiş gibi, ayrı kaldıkça dikişler patlıyor gibi, can yakıyor gibi.
ben korkuyorum.
koskocaman okyanuslardan, ilk defa. oysaki okyanuslar da pınarların akmasıyla olmadı mı? onlar da benden bir parça değil mi? ama korkuyorum. okyanuslar kocaman. ve ben pek iyi yüzemiyorum. üstelik de titanik 16 nisan'da batmış. (peki ya shuffle'dan ocean adlı bir şarkının bu cümleler üstüne denk gelmesi neyle açıklanmalı?)
ben, yorgunum.

5.4.10

sınav dönemi sendromu

evet duraklama devrine girmişim adeta.
cansu açıldı ben duruldum.
bir şey yazasım gelmiyor.
acıklı tabi.
niye ki böyle?
tuhaf.
bilişsel psikoloji: ömrümü yedin! yaratıcılığımı körelttin. sen de olasın benim gibi.
sevgiler.