geçenlerde "bayağdır yazmıyorum bloga." dediğimde aldığım cevap: "demek ki bir problemin yok, sevindim." olmuştu. gizliden gizliye takip ettiğim bir blog var, pek yazmazdı, son üç beş gündür döktürmüş. birisi yine eski sevgili olmuş, ben bunu gördüm.
neyse ki ruh eşi imiş de edecek lafım kalmadı.
bazı uçuşmalarım varsa bunu aldığım adam bellidir. tartışması bile yoktur.
ve dinlediklerimin kimi de bir adamdan akıp gelmiştir.
daha okuduklarıma karışanı çıkmadı. erkekler okumayı sevmiyor pek. gerçi, okumayı seveni de vardı. ama o da etki edemediyse, bu konuda netmişim demek ki.
fakat buket uzuner'den vazgeçtim, bence büyük ilerleme.
yine de hayatımda en şaşırdığım ve galiba mutlu olduğum bile diyebileceğim hadise, tiyatro oyunu izlemeye tahammül edemediği için benimle oyuna gelmeyen adamın çıkışta beni konak'tan binanın içinden alıp evime götürmesiydi. gerçek bir sürprizdi.
buraya yazdığım her bir cümle son bir saat içinde aklımda geçenlerin tek cümlelik özetleri toplamıydı. nasıl bağdaştıklarını ise ben bile unuttum.
13.7.10
5.7.10
tha fall
dünya edebiyatı tarihi dersi için yazdığım ödevleri buluyorum. hiçbir şey anlamıyorum. hele hele jack london hikayelerine marksist eleştiri getirdiğim yazıdan zerre bir şey anlamadım. vizesine katılmadığım halde cc aldığımı düşünürsek de oldukça iyi bir ödev vermiş olmalıyım. puanını anımsamıyorum.
cansu'nun tavsiyesi üzerine leonard cohen dinledim. önce yine leonard cohan'ı kesinlikle hiç tanımadığımı düşündüm. sonra şu çaldı:
dance me to the end of love
dedim ki: leonard cohen'i kim bilmez.
sanırım artık dinlediğim şeylerin adlarını öğrensem hiç fena olmayacak. işin kötüsü, öğrensem de unutuyorum sık sık, şu neydi bu kimdi diyorum. bunlar nahoş şeyler.
birileri bana müzik arşivini versin. 500 MB sınırım var şu allah'ın dağında ve onu da müzik zaafım yüzünden iki gün içinde bitiriyorum. kim o şanslı?
ve ilaveten, MSN niye sürekli hata veriyor?
ane brun'dan fall adlı şarkıyı bana kim gönderdi? umutcan mı? onur mu? şu alınan dosyaların kimden ne vakit alındığı da üstünde yazsa da zahmete sokmasa insanı. zor olmasa gerek? bence inci sözlük bile yapar bu işi. hadi be bi el atın?
rüyamda dişlerimi görmekten yoruldum. sürekli ağrıyorlar. çok sıkıyorum galiba. bildiğim kadarıyla stres altında da değilim. bilinçaltım artık kendini nasıl gizleyeceğini şaşırdı galiba. ama uyarıyorum buldum seni: dişlerimi rahat bırak!
bugün uyanır uyanmaz beynimin içinde aysun doğan'la kapıştım. neler neler söyledim neler neler. benim yetersiz ve yeteneksiz belki de unutkan ve umursamaz olduğumu düşünmesinin temelsiz temellerinden tut da işe yaradığını sandığı toplatıların aslında hiçbir manası olmadığını neyse ki hepsine katılamadığım için kendimi şanslı bile hissetmem gerektiğini çünkü herkesi gaza getirip verilerinin bitişini sağlayanın kesinlikle kendisi olmadığını, kaç veri kaldığını sayıp her yere motivasyon post-it'leri yapıştıranın ben olduğumu ve tanrı aşkına herkesten az süre odada kalıp herkes kadar veri girenin de herkesten fazla okul gezilerinde bulunanın da mı hiç dikkate alınmadığını sordum. ve eminim bana referans mektubu vermeyecektir. verse de söylediği üzere hoş şeyler yazmayacaktır ve bu da açıkça belirttiği gibi benim hiç mi hiç işime gelmeyecektir. hello! yağmurda 525'e binip onca yolu yürüyen kimdi? taksi tuttuğumu sanmışlar o kadar çabuk gelince. sana özet geçeyim: herhangi bir iş yapmana gerek yok, nasılsa birileri yapar, kıçını olabildiğince yayıp işten mümkün mertebe saçma sapan bahanelerle-örneğin doğu'ya geziye çıkıyoruz doğum günüm hatırına bir hafta yokum gibi-kaçıp hocanın da ayaklarını yalarsan senden alası olmayacaktır. hatta birden fazla hocaya asistanlık yapabiliyorsan senin hayrına. cv'in iş yapar sen yapmzsın. iki işi birbirine bhane eder bi şekilde kaçarsın. üstelik de para alırsın. dünya böyle dönüyor_en azından benim çevremdeki_
geçenlerde resmi yazıların yırtılıp çöpe atıldığını, yerlerine fotokopiler konulduğunu ve işlerin gayet yürüdüğünü gördüm. bütün olay işi yapanla iyi geçinmek. hepsi bu. ya da akrabağ. yakın arkadaş belki-ki hiç emin değilim bu konuda da, çünkü "iş başka arkadaşlık başka."
geçelerde kendi hayatımı savundum. yenilgilerimi ve hayal kırıklıklarımı. ne var biliyor musun, gerçekten iyi idare ettiğimi fark ettim.
neyse. müzik demiştik. müzik. tek zaafım. kave çikolata çilek sevgili arkadaş aile bile müziğe olan zaafıma yaklaşamayabilirler diye korkuyorum. çünkü ben ıssız adaya düşsem açlığa dayanabilirim, aslanlar beni yese üzülmem filan ama sınırsız sayıda şarkı ve şarjı bitmeyen bir mp3 çalar olmazsa üç beş güne delirebilirim. "müzik ruhun gıdasıdır" diyen yerden arşa kadar haklıdır. bütün psikolojik rahatsızlıkların seyrinin müzikle biraz olsun yerinden oynatılabileceğine inancım tam. ruhunuzun tersi istikametinde bir şeyler dinleyin halinizden memnun değilseniz. bir süre can sıkar ama sonra adeta iyileştiğinizi görürsünüz.
bu blogda yazan şeyler, benimle alay eden insanlar için bulunmaz bir nimettir. ama okumayacak kadar umursamadıkları için asla sorun teşkil etmeyecekler. kaldı ki o insanların sizinle eğlenebilmeleri için herhangi bir şeyinizi bilmelerine hiç ihtiyaçları yok. çıkardığınız kitap özetinden tutun da saçınızı düzeltişinize kadar dalga geçmeyecekleri en ufak şeyiniz yok. tesadüfen rastlayanlar, burda yazanların ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek asla bilemeyecekler benimle tanışmadıkça. en ufak bir sıkıntı görmüyorum burda da. have fun! ve beni tanıyan insanlar, bütün bunların çoğunu zaten biliyorlar. hatta kimisi satır aralarını bile okumayı başarabilir ve hayal gücüne bırakılmışsatırları da anında çekip çıkarabilir. bir gün belki en büyük düşmanım olurlar, mümkün ama boşversene. umurumda mı?
belki ilerde kitap yazarım. menekşe toprak'ın kitapları gibi yky basar. haha! insanın tek eğlencesi hayal kurmak değil de nedir?
çenem düştü.
don't ever let me go
i'll fall to the ground.
cansu'nun tavsiyesi üzerine leonard cohen dinledim. önce yine leonard cohan'ı kesinlikle hiç tanımadığımı düşündüm. sonra şu çaldı:
dance me to the end of love
dedim ki: leonard cohen'i kim bilmez.
sanırım artık dinlediğim şeylerin adlarını öğrensem hiç fena olmayacak. işin kötüsü, öğrensem de unutuyorum sık sık, şu neydi bu kimdi diyorum. bunlar nahoş şeyler.
birileri bana müzik arşivini versin. 500 MB sınırım var şu allah'ın dağında ve onu da müzik zaafım yüzünden iki gün içinde bitiriyorum. kim o şanslı?
ve ilaveten, MSN niye sürekli hata veriyor?
ane brun'dan fall adlı şarkıyı bana kim gönderdi? umutcan mı? onur mu? şu alınan dosyaların kimden ne vakit alındığı da üstünde yazsa da zahmete sokmasa insanı. zor olmasa gerek? bence inci sözlük bile yapar bu işi. hadi be bi el atın?
rüyamda dişlerimi görmekten yoruldum. sürekli ağrıyorlar. çok sıkıyorum galiba. bildiğim kadarıyla stres altında da değilim. bilinçaltım artık kendini nasıl gizleyeceğini şaşırdı galiba. ama uyarıyorum buldum seni: dişlerimi rahat bırak!
bugün uyanır uyanmaz beynimin içinde aysun doğan'la kapıştım. neler neler söyledim neler neler. benim yetersiz ve yeteneksiz belki de unutkan ve umursamaz olduğumu düşünmesinin temelsiz temellerinden tut da işe yaradığını sandığı toplatıların aslında hiçbir manası olmadığını neyse ki hepsine katılamadığım için kendimi şanslı bile hissetmem gerektiğini çünkü herkesi gaza getirip verilerinin bitişini sağlayanın kesinlikle kendisi olmadığını, kaç veri kaldığını sayıp her yere motivasyon post-it'leri yapıştıranın ben olduğumu ve tanrı aşkına herkesten az süre odada kalıp herkes kadar veri girenin de herkesten fazla okul gezilerinde bulunanın da mı hiç dikkate alınmadığını sordum. ve eminim bana referans mektubu vermeyecektir. verse de söylediği üzere hoş şeyler yazmayacaktır ve bu da açıkça belirttiği gibi benim hiç mi hiç işime gelmeyecektir. hello! yağmurda 525'e binip onca yolu yürüyen kimdi? taksi tuttuğumu sanmışlar o kadar çabuk gelince. sana özet geçeyim: herhangi bir iş yapmana gerek yok, nasılsa birileri yapar, kıçını olabildiğince yayıp işten mümkün mertebe saçma sapan bahanelerle-örneğin doğu'ya geziye çıkıyoruz doğum günüm hatırına bir hafta yokum gibi-kaçıp hocanın da ayaklarını yalarsan senden alası olmayacaktır. hatta birden fazla hocaya asistanlık yapabiliyorsan senin hayrına. cv'in iş yapar sen yapmzsın. iki işi birbirine bhane eder bi şekilde kaçarsın. üstelik de para alırsın. dünya böyle dönüyor_en azından benim çevremdeki_
geçenlerde resmi yazıların yırtılıp çöpe atıldığını, yerlerine fotokopiler konulduğunu ve işlerin gayet yürüdüğünü gördüm. bütün olay işi yapanla iyi geçinmek. hepsi bu. ya da akrabağ. yakın arkadaş belki-ki hiç emin değilim bu konuda da, çünkü "iş başka arkadaşlık başka."
geçelerde kendi hayatımı savundum. yenilgilerimi ve hayal kırıklıklarımı. ne var biliyor musun, gerçekten iyi idare ettiğimi fark ettim.
neyse. müzik demiştik. müzik. tek zaafım. kave çikolata çilek sevgili arkadaş aile bile müziğe olan zaafıma yaklaşamayabilirler diye korkuyorum. çünkü ben ıssız adaya düşsem açlığa dayanabilirim, aslanlar beni yese üzülmem filan ama sınırsız sayıda şarkı ve şarjı bitmeyen bir mp3 çalar olmazsa üç beş güne delirebilirim. "müzik ruhun gıdasıdır" diyen yerden arşa kadar haklıdır. bütün psikolojik rahatsızlıkların seyrinin müzikle biraz olsun yerinden oynatılabileceğine inancım tam. ruhunuzun tersi istikametinde bir şeyler dinleyin halinizden memnun değilseniz. bir süre can sıkar ama sonra adeta iyileştiğinizi görürsünüz.
bu blogda yazan şeyler, benimle alay eden insanlar için bulunmaz bir nimettir. ama okumayacak kadar umursamadıkları için asla sorun teşkil etmeyecekler. kaldı ki o insanların sizinle eğlenebilmeleri için herhangi bir şeyinizi bilmelerine hiç ihtiyaçları yok. çıkardığınız kitap özetinden tutun da saçınızı düzeltişinize kadar dalga geçmeyecekleri en ufak şeyiniz yok. tesadüfen rastlayanlar, burda yazanların ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek asla bilemeyecekler benimle tanışmadıkça. en ufak bir sıkıntı görmüyorum burda da. have fun! ve beni tanıyan insanlar, bütün bunların çoğunu zaten biliyorlar. hatta kimisi satır aralarını bile okumayı başarabilir ve hayal gücüne bırakılmışsatırları da anında çekip çıkarabilir. bir gün belki en büyük düşmanım olurlar, mümkün ama boşversene. umurumda mı?
belki ilerde kitap yazarım. menekşe toprak'ın kitapları gibi yky basar. haha! insanın tek eğlencesi hayal kurmak değil de nedir?
çenem düştü.
don't ever let me go
i'll fall to the ground.
3.7.10
Emily Dickinson'ı Anlamak
Nasıl olsa okumuyor, diyip istediğini yazmalı mı? Bazen bilemiyorum. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermek bir hayli güç geliyor. Safça ve aptalca davrandığıma inandığım da sık olmaya başladı. İnsanları seyretmek ve daha çok daha çok okumak beni akıllı yapar mı?_En azından susarak akıllı gibi gözükebilir belki insan.
Bir şeyler mi izlesem yoksa kitabı mı bitirsem?
Kendime fotoğrafları ne yaptığımı şuursuzca unuttuğum için kızgınım. Eskiden hepsini bastırırdık ve güzeldi. Şimdi neyin nerde olduğuna karar vermek güç. Facebook gerçek bir albüm arşivi haline geldi. Sanırım her şeyi oraya yedekler oldum.
Tırnaklarım uzamıyor. Çok inceler. Hemen kırılıveriyorlar. Tırnak sertleştiriciler nafile. Bu tırnaklardan bi’ halt olmayacak, belli. Bari düğünümde uzun olsalar…
Bu arada ben evlenmeyecektim. Unutmuşum bir an. Tuhaf, bu aralar ne çok unutur oldum evlenmeyeceğimi. Çankaya’daki gelinlikçilerin vitrinlerine bakarken mi yakalamışım kendimi?_“Hımmm, ok.”
Kamelot’u da ben indirdim diye gecenin bu saatinde severek dinleyecek değilim. Eric Calapton yalnız, ılık ve yıldızlı yaz gecelerinin kralıdır.
Tırnak mevzuundan önce bir şeyler zırvalayacaktım da bak unuttum gördün mü? Velhasıl bu aralar ben bile beni anlamıyorum.
Ve sevgilim. Rocky izlemedim. Açıkçası, umurumda bile değil.
Bir de anlamadım, neden beni manyakça şeyler yapmamam konusunda uyardığını. Zira yapsam emin ol haberin olurdu. Belki de yapmamı gerektirir bir şeyler vardır bilmediğim. O konu da artık bana dâhil değil.
Özetle bayım, ağlamak için bile çok yorgunum size dair._Var sen hesap et ihtimalleri.
SOAD çalarsa da ben ne yapayım? Bu tip şarkıların anılarını bırakanlarına iade ediyorum. Uğraşamayacağım. Dedim ya, yoruyor.
Ve ben, bugün, Emily Dickinson’ın niçin alt çizgi kullandığını çok iyi anladım.
Bir şeyler mi izlesem yoksa kitabı mı bitirsem?
Kendime fotoğrafları ne yaptığımı şuursuzca unuttuğum için kızgınım. Eskiden hepsini bastırırdık ve güzeldi. Şimdi neyin nerde olduğuna karar vermek güç. Facebook gerçek bir albüm arşivi haline geldi. Sanırım her şeyi oraya yedekler oldum.
Tırnaklarım uzamıyor. Çok inceler. Hemen kırılıveriyorlar. Tırnak sertleştiriciler nafile. Bu tırnaklardan bi’ halt olmayacak, belli. Bari düğünümde uzun olsalar…
Bu arada ben evlenmeyecektim. Unutmuşum bir an. Tuhaf, bu aralar ne çok unutur oldum evlenmeyeceğimi. Çankaya’daki gelinlikçilerin vitrinlerine bakarken mi yakalamışım kendimi?_“Hımmm, ok.”
Kamelot’u da ben indirdim diye gecenin bu saatinde severek dinleyecek değilim. Eric Calapton yalnız, ılık ve yıldızlı yaz gecelerinin kralıdır.
Tırnak mevzuundan önce bir şeyler zırvalayacaktım da bak unuttum gördün mü? Velhasıl bu aralar ben bile beni anlamıyorum.
Ve sevgilim. Rocky izlemedim. Açıkçası, umurumda bile değil.
Bir de anlamadım, neden beni manyakça şeyler yapmamam konusunda uyardığını. Zira yapsam emin ol haberin olurdu. Belki de yapmamı gerektirir bir şeyler vardır bilmediğim. O konu da artık bana dâhil değil.
Özetle bayım, ağlamak için bile çok yorgunum size dair._Var sen hesap et ihtimalleri.
SOAD çalarsa da ben ne yapayım? Bu tip şarkıların anılarını bırakanlarına iade ediyorum. Uğraşamayacağım. Dedim ya, yoruyor.
Ve ben, bugün, Emily Dickinson’ın niçin alt çizgi kullandığını çok iyi anladım.
2.7.10
kategorisiz
tırnağımı öyle bir yemişim ki parmak ucum acıdan beni öldürüyor.
aslında bazı küçük hayallerimiz vardı. yok muydu? vardı. fakat şimdi nerede olduklarını bir türlü çekip çıkaramıyorum. ne tuhaf diy mi? tuhaf evet, tuhaf.
i was a friend
i was a lover
i wish i coud be more than that.
was it the wish? was it the story? i don't think so.
bazı günler aynaya bile bakmak istemeyebeilirsin ve bu konuda sana hak vermezsem hata etmiş olurum.
bazı günler bukowski şiirleri enteresan, eğlenceli hatta güzel gelebilir.
kimse sana bukowski okuma demedi tatlım. bazılarının önyargıları vardır.
bay böll'e de selamlarımı ilet. o olmasa şu anda burada mıydık?
i love myself when i'm double dutch.
ben bir gün bir gün bir çocuktum ve eve de gelince kimseler yoktu.
bu tekerleme çocuklara "şeker yemeyin"i aşılamak için değil, büyüklere "çocuklarınıza göz kulak olun" demek için yazılmıştır. ve sen bunu bu güne dek muhtemelen hiç düşünmedin.
there's only one guilty _innocent but powerless.
bir akrostiş yazacak olsaydım, baş harflerini birleştirince ortaya çıkması gereken ismin içinde ğ olduğundan onu yazamazdım.
zaten posta'ya gönderecek kadar iyi şiirler yazamıyorum henüz.
"kutu kutu pense elmamı yerse" bugüne kadar yazılmış en saçma doldurma dizesi olabilir.-binlerce çocuk bu tekerlemeyi söylerken pensenin anlamını bilemedi. bazısı pensenin anlamını bilemeden ölmüş bile olabilir. (açıkçası sanırım ben de tam tanımını yapamayabilirim.)
god damn it!
aslında bazı küçük hayallerimiz vardı. yok muydu? vardı. fakat şimdi nerede olduklarını bir türlü çekip çıkaramıyorum. ne tuhaf diy mi? tuhaf evet, tuhaf.
i was a friend
i was a lover
i wish i coud be more than that.
was it the wish? was it the story? i don't think so.
bazı günler aynaya bile bakmak istemeyebeilirsin ve bu konuda sana hak vermezsem hata etmiş olurum.
bazı günler bukowski şiirleri enteresan, eğlenceli hatta güzel gelebilir.
kimse sana bukowski okuma demedi tatlım. bazılarının önyargıları vardır.
bay böll'e de selamlarımı ilet. o olmasa şu anda burada mıydık?
i love myself when i'm double dutch.
ben bir gün bir gün bir çocuktum ve eve de gelince kimseler yoktu.
bu tekerleme çocuklara "şeker yemeyin"i aşılamak için değil, büyüklere "çocuklarınıza göz kulak olun" demek için yazılmıştır. ve sen bunu bu güne dek muhtemelen hiç düşünmedin.
there's only one guilty _innocent but powerless.
bir akrostiş yazacak olsaydım, baş harflerini birleştirince ortaya çıkması gereken ismin içinde ğ olduğundan onu yazamazdım.
zaten posta'ya gönderecek kadar iyi şiirler yazamıyorum henüz.
"kutu kutu pense elmamı yerse" bugüne kadar yazılmış en saçma doldurma dizesi olabilir.-binlerce çocuk bu tekerlemeyi söylerken pensenin anlamını bilemedi. bazısı pensenin anlamını bilemeden ölmüş bile olabilir. (açıkçası sanırım ben de tam tanımını yapamayabilirim.)
god damn it!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)